Sevinç Çokum Hikayeleri Değerlendirme

Sayfamızda  Sevinç Çokum hikayeleri değerlendirme, Sevinç Çokum eserleri inceleme Sevinç Çokum  hikaye özetleri, Sevinç Çokum’un eserleri ile ilgili değerlendirme, Sevinç Çokum hikayelerinde mahalle kültürü, Sevinç Çokum’un Onlardan Kalan Hikaye Kitabı, Sevinç Çokum’un Bir Eski Sokak Sesi hikayesi üzerine inceleme yer almaktadır. İşte Sevinç Çokum hikayeleri değerlendirme yazısı:

Sevinç Çokum’un Onlardan Kalan ve Bir Eski Sokak Sesi Adlı Hikaye Kitaplarında Mahalle Kültürü

Günümüzün öykü ve roman alanında başarılı yazarı Sevinç Çokum, eserlerinde gelenek, tarih, kültür konularına büyük önem vermektedir. “Onlardan Kalan” ve “Bir Eski Sokak Sesi” adhikâye kitaplarında İstanbul’daki kentsel değişim üzerinde durulur. Aşağıda bazı hikâyelerinden örnekler yer almaktadır.

“Onlardan Kalan” kitabında yer alan “Çok Eskiden” adlı hikâyeden;

Hikâyenin başkişilerinden Tayyar, Yalova’dan doğup büyüdüğü Bursa’ya iş için bir günlüğüne gelir ve şehirde çocukluğunun kaybolan izlerinin peşine düşer. Demircinin sesiyle geçmişe giden Tayyar, yıllar sonra geldiği memleketinde değişen şehrin gizli olarak çocukluğunun izlerini taşıdığını fark eder. Böylece şimdiki zamanın puslu rengi yerine, geçmişin aydınlık ve yeşil rengini sezer. Ulu Cami’ye girer ve camiyi oğluna tanıtır. Zaman, onun için geriye doğru işler gibidir.  Cami avlusunda isim babası Havlucu Hilmi Efendi’yi görür. Tayyar ona kendini tanıtır ve hayli yaşlanmış olan Hilmi Efendi, Rüstem Efendi’nin Tayyar’ı tanır. Çocukluğunda evleri Yeşil Türbe’yi görmektedir. Yeşil Türbe’ye baktıkça içleri ferahlasın, dillerinden dua eksik olmasın diye.

Şimdi ise eski evlerin yerine apartmanlar yapılmış, eski evlerin çoğu yangında yok olmuştur:

Oysa “Bursa evleri bu camilere, türbelere, çeşmelere yakışan şeylerdi.”(40) Eski sokaklarında apartmanların arasında tek tük mavi boyalı evler kalmıştır. Yoğurtçular, satıcılar yine bağırarak gelip geçmektedir. Kadınlar pencerelerde düşünmektedirler:

“Bütün evlerin avlularında mermer kurnalar olurdu. Bizim evimiz o kadar büyük değildi. Dedem kendi elleriyle yapmış. Öyle basbayağı bir ev diyemem. Çünkü dedemin gayreti ve hüneriyle ortaya çıkmıştı. (….) Derken avluda su sesi… Dedem, ninem, kalmışlar abdest alıyorlar. Ondan sonra ninem mangalı yakıyor, kahve cezvesini ateşe sürüyor. Mahallede herkes birbirini tanırdı. Evlerimiz, odalarımız da hep birbirine benzerdi. Sedirli, kerevetli, nakışlı, çiçekli… Biz o sedirlerden, o küçücük pencerelerden geniş bir dünyayı görürdük. Bakma sen; güzeldi bizim pencerelerimiz. Çok güzeldi. Duvarlarımız bembeyazdı. Kireç kokusunu nasıl severim, bilsen. Bahçemizde bir nar ağacı, bir dut ağacı vardı. (..)kadınlar o vakitler, güzel işlerle uğraşırlardı. Güzel şeylere bakarlardı. Gelinlere güzel şeylere bakın denilirdi ya, bundan maksat doğacak çocuklarının hem içlerinin hem de dışlarının güzel olmasıydı. İşte o böceğin daha güzel bir şey olabilmesi için kelebeğe veya ipeğe dönmesidir oğlum. Bizim evi anlatıyordum değil mi? Şöyle tahta bir kapısı vardı. Çıngıraklı bir kapı, içeriye girdin mi taş döşeli bir avlu ve bahçe görürsün. Sonra suyumuz buz gibiydi. Buzdolabına ihtiyaç yok. Suyu doldurup sofraya getirinceye kadar sürahi buğulanırdı.”(41-2)

Bayramlarda ise faytona binmektedirler. Çarşıda, mahallenin çocuklarına ataların evliyaların hikâyelerini anlatan Hanife Teyze’ye rastlar. Görüldüğü üzere hikâye, şimdi ile geçmişin yok olmaya yüz tutan değerlerini karşılaştırır. Geçmişin değerleri, insanların hafıza ve hayatından giderek silinirken insanda hüzün ve boşluk da yaratmakta, ancak kültüre ve maddi-manevi değerlere tutunan insanların kalbinde dönüşerek yaşamakta, devam etmektedir.

Sevinç Çokum Hikayeleri Değerlendirme -Devam

“Güzel Ev” adlı hikâyeden;

Hikâyenin kişilerinden Nedim Usta mahallenin eskilerindendir, herkesle iyi iletişimi vardır. Mahallelinin zor günlerinde hep yanlarındadır. Hac yolculuğu için hazırlanmaktadır. Evi caminin yanındaki “eğri sokak”tadır. Geleneksel, eski, huzurlu bir evdir. Çocukları apartman hayali kurmaktadır. Oğlu Harun evlendikten sonra bir apartman katına taşınır. Ferman adlı oğlu içinde yaşadığı halde evin değerini on- on beş sene sonra ev yerinde olmadığında anlayacaktır. Kısacası yeni nesiller Tanzimat döneminde başlayan konak-apartman karşıtlığını devam ettirmekte, apartmanı geleneksel eve tercih etmektedir.

“İşte o çıngıraklı kapıdan eski İstanbul’a girilirdi. Odalar küçük, pencereler küçük. Bir oda eflatun, bir oda sarı, bir oda yeşil. Kapılar, çerçeveler mavi. Duvarlarda Kâbe’nin resimleri, Sultanahmet, Süleymaniye, aile fotoğrafları, üzerlikler, nazar boncukları… Feyyaz ne zaman oraya gitse huzur duyardı. Çiçekli, rengârenk örtüler, minderler tebessüm eder, bardaklar sürahiler neşeyle ışıldardı. Orada bulduğu dostluk, apartman ziyaretlerindeki mesafeli ahbaplıklara hiç benzemiyordu.”(90) Nedim Usta ile Melek Ablanın evi Feyyaz için dostluk ve samimiyet ortamıdır: “İnsan o eve gidince, dostlukların görünmez makaslarla kırpılıp kesilmediği zamanların içine dalardı. Feyyaz, o günlerden, bir tek Nedim Usta ile Melek abla kaldı, diye düşünüyordu” (92)

“Bir Eski Sokak Sesi” adlı hikâye kitabı;

Yazarın 1972-1974 yılları arasında yayımlanan ilk hikâye kitapları olan “Eğik Ağaçlar” ve “Bölüşmek” bu kitapta bir araya getirilir. “Bir Eski Sokak Sesi” adlı hikâyede de değişen değerler ve dönüşen İstanbul sokakları gözlem yoluyla tasvir edilir.

Öyküde, değişen mimari, kültür ve insan ilişkileri üzerine şöyle bir değerlendirmeye yer verilir:

“Bir zamanlar, bu sokağın bütün evleri ahşaptı. Şimdi onların boşluklarına yerleşmiş apartmanların soğuk yüzlerinde, kayıp tahtaların ruhlarını arıyorum. Kapıların önüne, kilim serip oturmuş, iç çeken gülen, kahve içen, yıldızlara doğru sigarasının dumanlarını savuran bir sürü insan geçiyor gözümün önünden. Masallı leblebili, “Bakmıyor çeşmi siyah”lı, bayram geceleri hatırlıyorum. Ne sokağın kedileri eski kediler ne parke taşları eskisi kadar anlamlı şimdi. Bir çınar ağacı vardı ki onu da kesmişler. Açık saçık fıkralar, saklambaç çığlıkları, koyunların ağıllarına dönüşünü hatırlatan kapı çıngırakları, tıpkı o ağacın kökleri gibi içimde saklı. Kimi zaman o sesler, koruklu, incirli loş bahçeleri yeniden kurup kayıp tahtaları aramaya çıkıyorlar.” (9)

“Yeni gelmiştik o sokağa. Bir küçük evimiz, bir incir ağacımız, bir de çocukluğum vardı. İncir ağacını hala görürüm rüyamda yeşil gölgesi üstüme eğilir, bir cami avlusunda ezan sesi duyar gibi olurum.”(10)

Görüldüğü üzere Sevinç Çokum, hikâyelerinde geçmişi çocukluk anılarıyla birlikte ele alarak kaybedilen değerlere duyulan özlemi de vurgulamaktadır. Mekân, sahip olduğu değerlerle birlikte insanın kimlik edinmesinde büyük rol oynamaktadır. Dolayısıyla eski mekânlar, yerli hayatımızla ve kültürümüzle özdeşleşmiş, kimliğimizin en güçlü tarafını meydana getirmiştir. Bugünkü arayışımız ve yaşadığımız mekânlara yabancılaşmamız bir yönüyle kimliğimize ve kültürümüze yabancılaşmanın birer göstergesi olarak yorumlanabilir.

Sevinç Çokum hikayeleri değerlendirme yazısına yorumlarınızla katkıda bulunabilirsiniz.

Şunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.