Nurettin Topçu, Çağdaş Bir Dervişin Dünyası-Emin Işık

Yakın bir zamanda kaybettiğimiz İlahiyatçı, akademisyen, yazar Emin Işık  (1936-1 Ağustos 2019) Dergâh yayınevinden çıkan Nurettin Topçu-Çağdaş Bir Dervişin Dünyası (2019) adlı kitabında İmam Hatip okulundan öğrencisi olduğu Nurettin Topçu’yu, hayatı, eğitim hayatı, öğretmenliği, düşünceleri, çevresi ve dönemin şartlarıyla birlikte ele alır. Dolayısıyla Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı, İnkılaplar, İkinci Dünya Savaşı, CHP ve Demokrat Parti dönemleri, 27 Mayıs 1960 darbesi gibi birçok olay ve etkilerinden söz edilir.

Nurettin Topçu’nun Ailesi ve Eğitim Hayatı

Babası Topçuzâde Ahmet Efendi, Erzurum’un köklü ailelerinden Osman Efendi’nin oğludur. Osman Efendi, Osmanlı-Rus Savaşı’nda Aziziye Tabyası’nda topçu olarak görev yaptığı için aileye Topçuzâdeler denilmiştir. Ahmet Efendi ticaret ile uğraşır ve İstanbul’a yerleşir. İki evladını Balkan Savaşı’nda kaybeder. Birinci Dünya Savaşı sırasında iflas eder. Bu üzücü olaylar Ahmet Efendi’yi çok fazla derinden etkiler. Bu şartlar altında Nurettin de çocukluğunu yaşayamaz. Kitap okumayı çok sever. Derslerinde de çok başarılıdır. Ömür boyu sürecek Mehmet Âkif sevgisi bu yıllarda kalbine girer. İptidâîyi ve Reşit Paşa Numûne Mektebi’ni birincilikle bitirir.1921’de Vefa İdadîsi’ne kaydını yaptırır. Ertesi yıl babasını kaybeder (1922). Ağabeyi Hayrettin, ailenin geçimini sağlamak için okulunu yarıda bırakır. Nurettin, ağabeyinin bu iyiliğinin karşılığında çok çalışır ve sınıflarını birincilikle bitirir. Son sınıfta kaydını İstanbul İdadîsi’ne aldırır. 1928 yılında liseden mezun olur ve devletin Avrupa’ya göndereceği burslu öğrencileri belirlemek için yaptığı sınavda başarılır olur. Devlet bursu ile Fransa’da Felsefe tahsili yapmaya hazırlanır.

Nurettin Topçu, Eğitimine Fransa’da Devam Eder

Burslu öğrenciler, Fransa’da yüksek tahsil için lise son sınıfı yeniden okumak zorundadırlar. Bu nedenle önce Paris’te liselere yerleştirilirler. Ancak Paris’in soğuk ve nemli havası Nurettin’in sağlığına iyi gelmez ve onu havası daha iyi olan Aix’e naklederler. Liseyi bitirince Strasburg Üniversitesi’nin Felsefe bölümüne kaydını yaptırır. Hocaların her biri kendi alanında otoritedir. Kant ve felsefesini anlatan hocanın şehrin büyük katedrallerinden birinde başpiskopos olduğunu öğrenince çok şaşırır ve çünkü Türkiye’de bu durumun laikliğe aykırı olduğunu bilmektedir. İlk fırsatta kafasını kurcalayan bu meseleyi hocasına sorar.  Ancak Profesörün “ben burada âyin yönetmiyorum, duâ da öğretmiyorum, sadece felsefe okutuyorum”  cevabı Türkiye şartlarından dolayı Nurettin’i tatmin etmez, bu nedenle Profesör, öğrencisini kendisini daha iyi anlayacak olan Hallâc-ı Mansur hakkında büyük bir eseri olan Louis Massignon’a yönlendirir.

Louis Massignon ile tanışması Nurettin Topçu’nun Fransa’daki hayatında bir dönüm noktasıdır. Massignon, Türkiye’yi ve Müslümanları çok sevdiği için son zamanlarda yaşananlar hakkında üzgündür. Bu nedenle öfkesini, karşısına çıkan ilk Türk olan Nurettin’den çıkarır. Bu nedenle ilk karşılaşmada Türkiye’nin yaşadığı inkılap dönemi hakkında samîmî ama ağır sözler söyler: “Nankör millet, yenilik diye, Avrupalı olacağız diye giriştiğiniz bu hareketlerin ne kadar yanlış ve yersiz olduğunu biliyor musunuz? Allah size cennet gibi bir vatan vermiş, şanlı bir tarihiniz, yüce bir dininiz, muhteşem bir kültürünüz, dünyada eşi benzeri olmayan mimariniz ve sanat eserleriniz var. Bütün bunları yok sayarak mı veya yok ederek mi büyük millet olacaksınız? Kendi kendinizi inkâr ve imhâ ederek mi Avrupalı olacaksınız? Bunun ne büyük bir yanlış, ne büyük bir hata ve hatta cinayet olduğunu biliyor musunuz? Böyle çılgınca yapılan yenilik hareketleri, ne size, ne de başka hiçbir millete hayır getirmez.”(33) Bu sözlerinden dolayı Nurettin, önce şaşkınlık yaşasa da Massignon, öğrencisinin gönlünü almayı başarır ve onu yine beklediğini belirtir. Bundan sonra dostlukları giderek gelişir. Nurettin, Massignon’a Türkçe dersleri vermeye başlar. Massignon, özellikle Hallâc-ı Mansur’a duyduğu ilgi nedeniyle asıl alanı olan arkeolojiyi ve sanat tarihini bırakarak kendini İslâm düşüncesi ve İslâm sanatlarına adamıştır.

Nurettin Topçu, Fakültede ilgi duyduğu, Sanat Tarihi, Psikoloji, Estetik, Genel Felsefe ve Mantık, Sosyoloji gibi alanlardan da sertifika alır. 1933’te mezun olur ve doktoraya kaydını yaptırır.

Nurettin Topçu, Bir Ahlâk Filozofu ve Ahlâkçı İdi

Nurettin Topçu, ahlâk konusunda çok duyarlıydı, bu nedenle tezini de ahlâk konusunda yapmaya karar verir. Massignon gibi örnek aldığı mâneviyâtı güçlü kimseler hep büyük bir ahlâk adamı olarak tanınmışlardır: Maurice Blondel, Pascal, Gandi, M. Âkif Ersoy, Hüseyin Avnî Ulaş, Remzi Oğuz Arık, Yunus Emre ve Mevlânâ… Özellikle hocası Blondel’in “L’Action” adlı eserinden çok etkilenir: “Ahlâk için hür düşünce yetmez, hür hareket gerekir. Çünkü ahlâk sadece hür fikir değildir, hür irâde ve hür harekettir. Ahlâk, hür davranışlarda kendini gösterir. Hür hareketin olmadığı yerde ahlâk da olmaz. Gerçek hürriyet, hayatımızdan kendimizin sorumlu olduğumuzu bilmemizdir. Hür olduğumuz için sorumlu değiliz, sorumlu olduğumuz için hürüz.”(37)

Nurettin Topçu ve arkadaşı Remzi Oğuz Arık, savundukları ahlâk anlayışı yaşarlar. İkisi de idealisttir. Dostlukları ölünceye kadar devam eder. Ülkenin kalkınması için neler yapılması gerektiği, gençleri iyi yetiştirmenin önemi gibi konular üzerinde sürekli düşünürler. “Bütün bir ömrü cephedeymiş gibi geçireceğiz” diye birbirlerine söz verirler.

Nurettin Topçu, Paris’te Bergson ile de tanışma fırsatı elde eder. Bergson o dönemde “Ahlâk ile Dinin İki Kaynağı” (1932) adlı eserini yeni tamamlamıştır.

Başarılarından dolayı kendisiyle tanışmak isteyen Pol Molla ile de tanışma fırsatı elde eder. Bunun için hocası Maurice Blondel’in de referansıyla İtalya’ya gider. Girit göçmeni olarak İzmir’e yerleşen bir ailenin tek erkek evladı olan Molla, iyi bir eğitim için medreseye gönderilmiş, lise tahsili yapmış, burslu olarak Fransa’da felsefe eğitimi almış ve Hristiyanlığı seçmiştir. Prof. Paul Molla Vatikan’da Şark Dilleri hocalığı yapmaktadır.  İlk tanışma ve sohbetleri çok verimli geçer ve sonrasında sık sık mektuplaşırlar. Paul Molla, Nurettin’in her ihtiyacıyla yakından ilgilenir.

Uysallık ve İsyan (Conformisme et Révolte) Adlı Doktora Tezi

Nurettin Topçu, Uysallık ve İsyan anlamına gelen “Conformisme et Révolte” adlı tezinin amacını, “Kötülüklerin bertaraf edilmesi için gösterilmesi gereken çabalar” olarak belirler. Tezin asıl gayesi, Nurettin Topçu’nun deyimiyle “Nehy-i ani’l-münker”dir.  Onu böyle bir tez konusuna yönelten toplumda gördüğü ahlâkî çöküntüdür. Ayrıca Tanzimat’tan beri yenilik ve ilerilik adına millî ve mânevî değerlere karşı inkârcı ve düşmanca tavrın ortaya çıkması, kendisini bu konuda çözüm arayışına iter. Ona göre, “kötülükler, ancak kötülerin karşısına dikilmek ve onlarla toplu halde mücadele etmekle önlenebilir: İnsan eliyle bozulan her şey, yine ancak insan eliyle ve irâdesiyle düzelebilir. Herhangi bir kötülük karşısında, ‘İnsan olan  bunu yapmaz!’ demek yetmez, ‘İnsan olan bunu yaptırmaz!’ deyip kötülüğe karşı koymak gerekir.” (64-5) Dolayısıyla Nurettin Topçu’nun tezi, “ahlâk dışı hareketlere karşı açılmış bir savaş, bir isyan gibi görünse de aslında ahlâkî yozlaşmayı önlemek için gerekli tedbirleri de içermektedir.”(67) Nihayet tezini bitirir ve başarıyla savunur. Böylece Sorbonne Üniversitesi’nden mezun olur. Fransa’da felsefe dalında doktora yapan ilk Türk genci olarak tanınır. Tezi o yılın birincilik ödülünü kazanır.  Kendisi ödül yerine aslında tez savunmasının sonuna kadar gönderde kalması gereken Türk bayrağının akşama kadar kalmasını ister. Bu isteği yerine getirilir. Tez savunmasını dinleyen Halide Edip Adıvar, Topçu’nun başarısından büyük gurur ve sevinç duyar. Tez, “Conformisme et Révolte” adıyla Paris’te basılır. Ancak Türkiye’de tıpkıbasımı ancak 1990’da yapılacaktır.

Türkiye’ye Dönüş ve Öğretmenlik Yılları

Nurettin Topçu, Maurice Blondel aracılığıyla kendisine Paris Üniversitesi’nde Dr. Asistanlık görevi teklif edilmesine rağmen, milletine ve devletine olan hizmet borcunu ödemek için dönmeyi tercih eder. Herkes kendisine Türkiye’de, Paris’teki gibi çalışma ortamını bulamayacağını söylese de o vicdanını dinler.

Nurettin Topçu, İstanbul’a gelir gelmez, öğretmenlik yapmaya başlar. Her zaman idealist ve çalışkan bir öğretmen olmasına rağmen gerek düşünceleri, hakikati her yerde savunmaktan vazgeçmeyişi, gerekse de Hareket dergisindeki yazıları dolayısıyla çeşitli çevreleri rahatsız ettiği için çok defa sürgün yoluyla farklı liselere atanır.  Bu nedenle evliliğini de sürdüremez ve ayrılmak zorunda kalır. Bu tayinlerde gerçek dışı iftira ve suçlamalar da etkili olur. Çoğu zaman da insanlar, yazılarını okumadıkları, onu iyi tanımadıkları halde duyduklarına inanarak suçlamaları desteklerler. Bu nedenle İstanbul Üniversitesi’nde Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken’in desteğiyle “Bergson ve Felsefesi” adıyla doçentliğini aldığı halde Üniversitede görev yapmasını engellenir. Profesörlük derecesini hak ettiği halde Profesörlük talebini reddederler. Nurettin Topçu ise bunlardan dolayı kimseye şikâyette bulunmaz, sadece kendisine engel koyanlara, iki yüzlü ve menfaat düşkünü olanlara kırılır ve üzülür. Her defasında Paris’teki hocalarının özellikle Paul Molla’nın Türkiye’de istediği çalışma ortamını bulamayacağına dâir sözlerini hatırlayarak onlara hak verir. Yine de yılmaz ve iyi öğrenciler yetiştirmeye devam eder. Kendisi âdeta öğretmenlik mesleğiyle hayat bulanlardandır. “Kırk sene öğretmenlik yaptım, mabede nasıl girdimse sınıfa da öyle girdim.” (130) sözleriyle öğretmenliğe verdiği kudsiyeti dile getiren  Topçu, mürşidi Abdülaziz Bekkine Hazretlerinin dediği gibi senede İslâm’ı uygulayan on öğrenci yetiştirmeyi kendine amaç edinir. Vazifesini, “karakter yapmak, şahsiyet yaratmak olarak” özetler. Bütün öğrencileri sözleşmiş gibi, onun dersini büyülenmiş olarak dinlediklerini itiraf ederler. Öğrencisi, Orhan Okay onun öğretmenliğini şu sözlerle ifade eder: “ Buradaki ders kelimesiyle müfredata çok bağlı ve programlı bir ders anlatım sistemini değil, öğrencileri heyecana, bazen hülyalara sevk eden, fakat her zaman insanı alıp götüren ve sürükleyen büyüleyiciyi ifadeyi kast ediyorum. Bunları sözle anlatmak mümkün değildir. Bu bir ruh halidir.” (131) Celal Ökten aracılığıyla İstanbul İmam-Hatip okulunda görev yaptığı üç yıl boyunca ücret dahi almaz, ona göre bu görevi bir ibadet olarak yerine getirmektedir.

Denizli’de Said-i Nursî İle Tanışır

Nurettin Topçu, Denizli’ye atandığı sırada Bediüzzaman Said-i Nursî ile tanışır ve onunla sohbet etme imkânı elde eder.

Tasavvufa İlgi Duyuyor

Nurettin Topçu, arkadaşı Sırrı aracılığıyla İstanbul’da birçok maneviyat büyüğü ile tanışır. Liseden hocası Celâl Ökten ile sohbete başlar. Celâl Ökten, Doğu ve Batı felsefesini iyi bilen biridir. Arap dili ve edebiyatı, İslâmî ilimlerde, kelâm ve İslâm felsefesinde derin bilgi sahibidir. Emekli olduktan sonra da İmam-Hatip kurslarının ve okullarının kuruculuğunu yapmıştır. Tasavvuf alanında ise Kazanlı Tatar Türklerinden Aziz Efendi (Abdülaziz Bekkine Hazretleri)den çok etkilenir. Onun hakkında “Onu tanımasaydım Peygamberimiz anlamayacaktım” der.(120)

İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde görev yaptığı sırada lisenin edebiyat öğretmeni Mahir İz ile tanışır ve dost olurlar.

Nurettin Topçu Bir Aksiyon ve Dava Adamı İdi

Emin Işık, Nurettin Topçu’nun halkla iç içe, onların tüm dertleriyle ilgilenen, çözüm üreten bir aksiyon ve dava adamı olduğunu ifade eder. Bu yönüyle Mehmet Âkif’in kişiliğini ve dava adamlığını kendine örnek alır. Onun gibi dergi ve gazetelere yazdığı yazılardan telif ücreti almaz, bunu vatanına ve milletine hizmet olarak kabul eder.  Kurtuluş ve kalkınmayı milletin ahlâkça gelişmesi ve yücelmesi olarak yorumlar ve hayatı boyunca buna hizmet eder.

Anadolu Milliyetçisi İdi

Nurettin Topçu, Anadolu halkının değerlerini koruyacak ve geliştirecek bir milliyetçilikten yanadır. “Madem ki Allah bize bu vatanı ihsan etmiş, bizim vazifemiz burayı ihyâ ve îmar etmektir” demektedir.(141) “Anadoluculuk, Anadolu’ya sahip çıkmak ve onu kalkındırmak davasıdır. Lâkin kalkınma hamlesi insandan ve eğitimden başlamalı. Ancak böyle başlarsa başarılı olur. İnsanımız bilgili, imanlı ve ahlâklı yetişmeli. Anadolu ilimde yükselir, maddî ve mânevî alanda kalkınırsa, ancak o zaman diğer Türk ve Müslüman ülkelere örnek ve önder olabilir.”(141) “Anadolu tarihinin ve kültürünün temel alt yapısını, İslâmî değerler meydana getirmektedir. Malazgirt’ten itibaren dokuz asır boyunca, bu millet, bu ülkede İslâm davası adına varlığını sürdürmüştür. Yani Anadolu’nun kaderi İslâm’a bağlanmış ve İslâm kültürü ile yoğrulmuştur. İşte bu ortak değerler etrafında birleştirici bir milliyetçilik anlayışı esas ihtiyacımızdır. O da üzerinde yaşadığımız vatanı sevmekten ve sahiplenmekten başkası olamaz.”(147) Nurettin Topçu ve dava arkadaşları, bu amaçlarını gerçekleştirmek için Türk Milliyetçiler Derneği’ni kurarlar ve Topçu, dernek faaliyetleriyle yakından ilgilenir. Ancak dernek,  22 Ocak 1953’te mahkeme kararı ile gerçek dışı bir olayın bahane edilmesi sonucu kapatılır. Dernek hakkında ses getiren, savunma içerikli bir bildiri yayınlayan Nurettin Topçu, bu vesileyle Ali Fuat Başgil ile tanışır ve dostlukları ölene kadar devam eder.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Milliyetçiler Derneği’nde kopmalar ve ayrılıklar baş gösterecek ve Topçu, bu gelişmelerden son derece büyük üzüntü duyduğunu şu sözlerle ifade edecektir: “İnsan diye emek verdiklerimin hemen hepsi de ruh ve mânâ mefhumuna yabancı, menfaat kölesi birtakım haşerelermiş. Ahlâksızlığın ummânı olan bu Şark dünyasını yaşadıkça tanıyorum. Burada insanı fenerle arayanlar yanılmamışlar.”(208)

Son Yılları

Nurettin Topçu, 20 Kasım 1974’te yaş haddinden emekliye ayrılır, ancak öğretmenlik mesleği onu ayakta tuttuğu için hastalıkları giderek artmaya başlar. Bir ameliyat sırasında pankreas kanseri teşhisi konur ve kısa süre içinde 66 yaşında 10 Temmuz 1975’te “Şerden ve ıstıraptan yapılmış bir insanlığın üstüme çöken ağırlığı altında bunalıyor ve boğuluyordum” (218) dediği hayata veda eder. Emin Işık, Topçu’nun çok sevdiği Mevlânâ gibi 66 yaşında vefat edeceğini bir rüya vesilesiyle sezdiğini ve son günlerini mutlulukla geçirdiğini ifade eder.

Şunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir