Erkek Kılığında Bir Kadın: Ünlü Yazar George Sand

Kadın olmak, dünyanın neresine giderseniz gidin maalesef, sayısız duvarlarla karşılaşmak, kendini hesapsız yüklerin altında bulmak anlamına geliyor. Milyonlarca kadının bu duvarların ördüğü sınırlara ve yüklerine razı olmak zorunda olduğu da bir realite. Bu yüzden her gün dört bir yandan “kadın hakları” tartışmaları yükseliyor. Bir gün kadının toplumdaki ve bilinçlerdeki yeri hak ettiği noktaya gelirse artık bu konuda da tartışacak bir şey kalmayacaktır.

Aurore Dupin, toplumun kendisine dayattığı duvarları ve yükleri reddeden marjinal bir kimlik olarak birçok hemcinsinin bugün bile cesaret edemeyeceği bir yolculuğa çıkan bir kadın. Paris sokaklarında erkek kılığında ve George Sand olarak belirlediği erkek adıyla bohem bir hayat süren, ailesini geride bırakarak kalemine sarılan bir yazar. Onu tanımak bize sıra dışılığın tam olarak ne olduğunu öğretecek!

Amantine Lucile Aurore Dupin, 5 Temmuz 1804’te Paris’te doğar.  Toplumun asil tabakasına mensup subay bir babanın kızıdır. Dört yaşında büyük bir hayranlık duyduğu babasını kaybeder ve alt tabakadan gelen annesi ile asilliğe çok önem veren babaannesinin çekişmeli ortamında büyür. Erken yaşlarında Latince ve Müzik eğitimi aldıktan sonra 1818’de bir manastıra verilerek dinî terbiye içinde yaşamaya başlar. Üç yıl kaldığı bu manastırda eline geçen bütün kitapları okur, yalnızlığını böylece unutmaya çalışır. Burada hiç mutlu değildir. Güncesinde yaşadığı sıkıntıyı şöyle dile getirir: “Evinde olmamak, gece gndüz, bir saat bile yalnız kalamamak, benim gibi hayal kurmayı, dalıp gitmeyi seven biri için hiç de sevimli bir şey değildi.” Yalnız kalmanın imkansız olduğu, özel ve kişisel olan hemen hiçbir şeye imkan ve izin verilmeyen bu ortamda üç yıl kalır.

Amantine Lucile Aurore Dupin- George Sand

18 yaşında Casimir Dudevant adında bir baron ile evlendirilir, Nohant’ta yaşamaya başlar ve iki çocuğu dünyaya gelir. Oğlu Maurice Sand ve kızı Clesinger Sand. Ne var ki evliliğin rutin yaşantısı içine sığamayarak bütün yeniliklerin, sanatın ve canlılığın merkezi olarak görülen Paris’e gitme kararı alır. Kocasıyla anlaşarak kızını yanına alır ve evden ayrılır.

1831’de Paris’e geldiğinde artık bütün bağlarından uzaktadır. 1835’te kocasından resmen boşanır. Bohem bir hayata atılan Lucie Dupin, pasajlarda ve sokaklarda istediği gibi, dikkat çekmeden ve hiçbir şeyden, hiçkimseden çekinmeden bir flaneuse olarak dolaşamayacağını anlayınca erkek kıyafetleri giyerek kılık değiştirir. Erkek kimliğine bir de isim bulur: George Sand. Bu ismi bütün hayatı boyunca kullanmaya devam eder, çünkü sanat hayatına atıldığında da bu isimle kabul görmesi ve okunması daha kolaydır. Bu dönemi şu sözlerle anlatır:

“Taşranın etkilerinden bir an önce sıyrılmak, hem zamanın düşünceleri hem de üsluplarıyla, kısaca güncel olan her şeyle tanışmak istiyordum… Fakat bir kadının bu tür fantezilerini gerçekleştirmesinin olanaksız olduğunu da gayet iyi biliyordum. Balzac: ‘Paris’te yılda yirmi beş bin franktan az parayla yaşayamaz bir kadın’ diyordu. Kibar çevrelerdeh kadınlar için söylenmiş bu söz, sanatçı olmak isteyen bir kadın için daha da gerçekti.”

Erkek kılığında Paris’in sokaklarında dilediğince dolaşan ve avarelik yapma özgürlüğü elde eden George Sand, hayatın akışını, insanları ve sanat ortamlarını yakından gözlemler ve birçok deneyim elde eder. Kalemi ise elinden hiç düşmez. Yarı aç yarı tok halde “çılgın bir kalabalık içinde kaybolmuş bir  atom” gibi geçerdiği yıllar boyunca aşkları ve eserleriyle Paris’in gündeminden düşmez. Roman yazarı Jules Sandeau, şair Alfred de Musset, yazar Prosper Merrimee, hukukçu Michel de Bourges ve besteci-piyanist Fredric Chopin ile günül ilişkileri yaşadı.

George Sand’ın Gençlik Yılları

Hayatı boyunca elliden fazla roman kaleme aldı. Otobiyografisi ise yirmi cildi aşan yazar, neredeyse her anını, her duygusunu kayda geçirmiş diyebiliriz. Ayrıca birçok hikaye ve makalenin yanında yirmi beş tiyatro yazar. Mektuplarının sayısı ise yirmi bine yakındır. Birçok derginin kurulmasına ve yürütülmesinde aktif olarak çalışır.

 1848 İşçi Hareketleri’nin yaşandığı dönemde siyasetle de ilgilenmeye başlar. Fakat o bir sanatçıdır ve kendi alanına dönmekte gecikmez. İlerlemiş yaşlarında Paris’ten ayrılıp gençliğini geçirdiği Nohant’a geri döner. 8 Haziran 1876’da 72 yaşında ölene kadar George Sand imzasıyla eserler vermeyi sürdürür.

Aurore Dupin, yani George Sand, bir kadın olarak hayatın kendisine sunduğu standartları kabul etmeyerek, bütün baskı mekanizmalarını elinin tersiyle iterek bugün için bile cesur sayılabilecek bir hayat yaşamıştır. Sanatçı ruhunun izini sürerek özgürlüğünü ve kimliğini başkalarının tanımları içine sıkıştırmaktansa karşılaşabileceği her türlü zorluğu göze alarak yaşamın kalbine atılmış ve bize sayısız eserin yanında çok canlı yaşam öyküsü bırakmıştır.

Son sözü, yine ona verelim:

“Gözleri bozmamak için çalışmamak, parıldayan güneşin karşı konulmaz çağrısına yanıt vermemek, ayak tabanının formunu bozma korkusuyla o güzel koca sabolarla yürümemek, eldiven giymek, kendini sonsuz bir tutukluğa, sonsuz bir güçsüzlüğe mahkum etmek, sonuç olarak tenini karartmamak, kırıştırmamak, zamanından önce solmamak için asılı duran bir çan gibi yaşamak, bütün bunlar bana her zaman olanaksız görünüyordu.”

Semra YAMAN

Şunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.