Oğuz Atay Eserlerinden En Güzel, Anlamlı Sözler

Oğuz Atay Eserlerinden En Güzel Sözler sayfamızda sizlere 12 Ekim 1934’te Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde dünyaya gelen ve edebiyat tarihimizde önemli bir yere sahip olan Oğuz Atay Kitaplarından en güzel alıntılar ve sözler hazırladık. Pek çok kimse tarafından Oğuz Atay sözlerine ilgi duyulmaktadır. Pek çok eseri bulunan yazarın şiirleri de mevcuttur. Sayfamıza yazarın en önemli eserlerinden biri olan “Tutunamayanlar” kitabından da alıntılar eklenmiştir. Sizde sayfamıza Oğuz Atay Sözleri eklemek isterseniz yorum bölümünden en güzel, anlamlı, kısa, uzun, duygusal, Oğuz Atay Sözleri bırakabilirsiniz. İşte Oğuz Atay’ın eserlerinden en güzel sözler ve alıntılar sizlerle…

Oğuz Atayın En Çok Beğenilen 10 Sözü…

Oğuz Atay Sözleri sayfamızda bulunan en güzel sözleri sosyal medya platformlarında hemen paylaşabilirsiniz.

1-İnsan kendini anlatmaktan bıkıyormuş.

2-Yalnızlığı çok seversek, bir gün o da çekip gider mi?

3-Beklenen geç geliyor; geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor.

4-Anlamıyorlar, nazlanıyorum sanıyorlar. Oysa hiçbir şey istemiyor içim.

5-Ne zaman hayata tutunmaya çalışsak, hep mahrem yerleri geldi elimize.

6-Daha kaç kez ıskalayacağız hayatı Olric? Oklarımız bitene kadar efendim.

7-Bazılarımız şiirlere, şarkılara, filmlere, kitaplara tutunuyor. Sanırım artık insan, tutunamıyor insana…

8-Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşunkalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.

9-Son bir şans daha verme, sevgine layık olmayana. Merak etme, aşk yürek işidir ve yüreği olmayanın kalbi kırılmaz nasılsa.

10-Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben Van Gogh’un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız.

Oğuz Atay Sözleri Devam Ediyor…

En Güzel Oğuz Atay Sözleri

“Kimse aydınlıkta konuşmaya cesaret edemiyor.”

“İlk yalanı söyledikten sonra bir daha konuşmamalı insan.”

“İnsanın, kendisi gibi olmak istemediği zamanlar da varmış.”

“Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok.”

“Kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez.”

“Kendimle konuşurken bile onun hoşuna gitmeye çalışıyordum.”

“Beklenen geç geliyor, geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor.”

 “Herkesin istediği gibi yaşadığı uzak bir ülkenin özlemini duyuyorum.”

“Koca bir ömrü harcamak dedikleri gerçeğin altını seninle çizdim ben.”

“Gülümseyeceksin, bekleyeceksin. Ve hiçbir zaman ümide kapılmayacaksın.”

“Yalnızlığı yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.”

“Artık yaşamak istemiyorum Olric. Onların istediği gibi yaşamak istemiyorum…”

“Kimsenin yaşantısını beğenmedim. Kendime uygun bir yaşantı da bulamadım.”

“Kalbimin atışının yavaşlamasını istiyorum. Yavaş yavaş atsın ki yorulup durmasın.”

“İki kadına adamak istiyorum hayatımı. Biri “erkeğim” desin bana, diğeri sadece baba.”

“Büyük bir yorgunluk duyuyorum: yılların yorgunluğu. Okuyamıyorum, düşünemiyorum…”

Oğuz Atay Eserlerinden En Güzel Anlamlı Sözler

“Seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım…”

“Gel seninle bir daha ağlayalım; yaşanmışlara, yaşanmamışlara, bir de hiç yaşanamayacaklara.”

“Ben orta çağda yaşamalıydım. Sabahları, Montaigne gibi oda orkestrasıyla uyandırılmalıydım…”

“Vazgeçiyorum; bütün insanlığın önünde eğilerek özür diliyorum: beni yanlışlıkla çıkardılar sahneye.”

“Canınız cehenneme! Sizin haklı olmanız bana bir şey kazandırmıyor. Köşemde kıvrılıp ölüyorum işte.”

“Normal bir insan olmaya zorladılar, bana boş yere vakit kaybettirdiler. Olmayınca da anormal dediler.”

“Çok yükseğe çıkamam; bende yükseklik korkusu var. Kimseyi yarı yolda bırakamam; bende ‘alçaklık’ korkusu var.”

“Sinirimden gülüyorum albayım. Çünkü sinirlerim artık gülmek için kafamın neşelenmesini beklemiyor.”

“En tehlikeli kelime аmа’dır. Önceden söylenen her söylemi veya kelimeyi öldürür! Mesela, seni seviyorum аmа gibi.”

“Artık gelecek planlarımı hayattan gizli yapıyorum. Sanki hayat, işini gücünü bırakıp planlarımı bozmak için herşeyi yapıyor.”

“Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım, mürekkeple yazmışlar; oysa ben kurşun kalem silgisiydim, azaldığımla kaldım.”

“İnsanlar bozuk para gibidir. İki seçenek vardır; yazı ya da tura. Bir yüzünü gösterirken bize diğer yüzünü

“Provası yok hayatın. Ne yeniden yaşamak mümkün ne de yaşadıklarını silebilmek. Önemli olan, ilk defa değil son defa sevebilmek.”

“Oysa bizim bütün güzelliğimiz, yaşadıklarımızla düşündüklerimiz arasındaki acıklı çelişkinin yansımalarından ibaretti.”

“İnsan nedir bilir misin Olric? Nedir efendimiz.? Ağaçları kesip onlardan kâğıt yapan sonrada o kağıtlara ‘ağaçları koruyunuz’ yazandır…”

“Fotoğraf çekilirken, nedense kendimizi gülümsemek zorunda hissediyoruz. Yani aslında ona bile mutluluk oyunu oynuyoruz.”

“İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı. Sürüncemede kalan heyecanlardan ancak kötü şeyler çıkar. Ya da hiçbir şey çıkmaz”

“Ben, seni görür görmez anlamıştım: bütün kaygısız görünüşünün altında, duygulu, içine kapanık bir insan olduğunu. Bunu beğendim işte.”

“Olur ya, belki bir gün tam senin gibi hissederim, senin heyecanların benim heyecanlarım olur: o zaman seni bütünüyle yaşarım, kim bilir?”

“İnsanlar çok bozdu olric. Ben bu düzene ayak uyduramıyorum. Bu yüzyıl kusma hissi uyandırıyor …
İnsanlık öldü tabutunu kaldıracak insan bulunamıyor…”

“Her biri kendi kafasındaki dünyayı yaşadığı halde, hep birlikte oldukları için, aynı nedenlerle duygulandıklarını, aynı şeylere güldüklerini sanıyorlardı.”

“Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma, boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna.”

“Sen bir saksı çiçeğisin. Yapraklarını birbirine sürterek varlığını duyamazsın. Bir ormanda olmalıydın. Ölünceye kadar yerinden kımıldamayacağını bilen bir ağacın rahatlığını duymalıydın.”

“Seni görmek istiyordum kısacası. İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmağa devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için insanın bazı eksik yönleri olmalı.”

“Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için on bin kitap okumuş olmayı isterdim dedi. Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek; seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.”

“Ben, senin bilinçaltı karanlıklarına ittiğin ve gerçekleşmesinden korktuğun kirli arzuların, ben senin bilinçaltı ormanlarının Tarzan’ı! Yemeye geldim seni. Benden kurtulamazsın. Ben, senin vicdan azabınım!”

“Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim” dedi: Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: “Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda…”

“Evet, akıl, hareketlerimize rehber olamıyor. Peki beyler, bu akıl denen şeyden biraz olsun da yararlanamaz mısınız? Yoksa hepinizi kaldırıp atmalı mı? Yoksa rahat etmek için aklı mı kaldırıp atmalı? Doğrusu ikisini de atmaya gönlüm razı olmuyor.”

“En kötüsü, hayır demeyi öğrenemedim. Yemeğe kal, dediler: kaldım. Oysa, kalınmaz. Onlar biraz ısrar ederler; sen biraz nazlanırsın. Sonunda kalkıp gidilir. Her söylenileni ciddiye almak yok mu, şu sözünün eri olmak yok mu; bitirdi, yıktı beni.”

“Bizi başkaları anlamaz sevgi. Başkalarının aklı başkadır. Bu yüzden ikimizi hep garip bakışlarla süzmüşlerdir. Şimdi beni de garip, bakışlarla süzenler var. Ben onlara aldırmıyorum. İnsanların beni beğenip beğenmemeleri umurumda değil artık. Ben kendimi tanımakla ilgiliyim.”

“Yaşasın papatyalar; canım papatyalar. Seviyorum sizleri. Sizler ki bütün kış toprağın altında, yalnız bizi düşünürsünüz ve ilkbaharda hemen seriliverirsiniz ayaklarımızın altına. Canımlarım benim. Seviyorum sizleri insan kardeşlerim. Durup dururken seviyorum işte. Sevip duruyorum. Kollarımı açıp bütün insanlığı kucaklıyorum. Papatyalar gibi sizi koparıp göğsümde tutmak istiyorum…”

“Kelimenin bittiği yerde başladı; kelime söylenemeden önce başladı. Kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.”

“Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı.”

“Bu dünya geçicidir. Bu dünyada elde etmek ve korumak bir insan için sadece kısa ömrü için gereklidir. Bunu unutmamalı. Mezarlıklar bu nedenle gözümüzün önünde bulunmalı. Evimizin bahçesinde, sokağın köşesinde tek mezarlar yer almalı. Her şey geçicidir. Belgeler gereksizdir, unutulacak ayrıntıları yazmak anlamsızdır. Belki de unutmak esastır. Öğrenmek, kendini tanımak mutsuzluktur.”

“Ne yazık onlara ki kalpleri temiz olmadığı için herkesi kötü sanırlar ve günahsıza ve günahkâra bir fark gözetmeden kötülük ederler. Ne yazık onlara ki duygulu çekingenliği korkaklık, samimiyeti yaltaklanma ve yardımı bir baskı sayarlar. Ne yazık onlara ki kendilerine açılan saf bir kalbi zaaflarından istifade edilecek, istismar edilecek bir akılsız sayarlar. Onların, geleceği yaratan insanlar arasında yeri yoktur. Unutulacaklardır.” (Tutunamayanlar)

“Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa, bir kitapları koruma derneği kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli…”

Önerilen İçerik;

Şunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.