Toni Morrison Sözleri ve Kitap Alıntıları

Sayfamızda Toni Morrison Sözleri ve Kitap Alıntıları, Toni Morrison Biyografisi bulunmaktadır.

Toni Morrison Biyografisi

Adı: Toni Morrison

Unvan: Amerikalı Nobel Ödüllü Yazar

Doğum: Ohio, Amerika, 18 Şubat 1931

Ölüm: Montefiore Medical Center Moses Division, New York, ABD, 5 Ağustos 2019

1931 Ohio doğumlu Toni Morrison’ın asıl adı Chloe Anthony Wofford’dur. Howard Üniversitesi’nde lisans eğitimi yaparken, kolay telaffuz edilmesi için ismini Toni’ye çevirmiştir. Cornell Üniversitesi’nde yüksek lisansı yaptıktan sonra Howard Üniversitesi‘nde bir süre ingilizce öğretmenliği yapmıştır. 1957 yılında evlendiği Jamaikalı mimar Harold Morrison’dan 2 oğlu olmuştur.

1964 yılında boşanmalarından sonra Random yayınevinde editörlük yapmaya başlamıştır. İlk romanı En Mavi Göz (The Bluest Eye) 1970 başlarında, Sula ise 1973’de yayımlanmıştır. Süleyman’ın şarkısı (Song of Solomon) yayımlandığı 1977 yılında, yılın en iyi romanı seçilmiştir. Dördüncü romanı Katran Bebek (Tar Baby) 1981’de yayımlanmıştır.1987’de Sevgili (Beloved) ile yazar Pulitzer Ödülü‘nü kazanmıştır. Caz (Jazz) 1992 yılında yayımlanmıştır.

Yazdıklarıyla Afrikalı Amerikalı insanın yaşamını anlatan Toni Morrison Amerikan romancılığının en önde gelen temsilcilerinden biri sayılmaktadır. 1993 Nobel Edebiyat Ödülü‘nü aldıktan sonraki ilk romanı Cennet’tir.

Toni Morrison Sözleri

Asla seni izlemeye doyamayacağım.

Sahip olduğun en iyi şey, kendinsin.

Bu aşk denilen şey bizi süründürüyor!

İnsanlar yaşlı doğmaya başladılar artık.

Acı olmadan hiçbir şey düzelmez, bilirsin.

Güller solmaya yüz tutunca, kokuları keskinleşir…

Uçmak istiyorsan seni aşağı çeken her şeyi bırak…

Eğer olman gereken yerde değilsen, oyalanma…

Özgürlüğün işlevi, bir başkasını özgür bırakmaktır.

Sevgi ya vardır ya yoktur. Az sevmek diye bir şey yoktur.

Korku hüküm sürdüğünde hayatta kalmak için tek seçeneğiniz itaattir.

Dünya onsuz daha karmaşık değildi sadece, sığdı, soğuktu, inadına düşmandı.

Hiçbir zaman gidecekleri yere varamayanlar, her yere yürümek zorunda kalanlardı.

Öpmeyi sürdüren dudaklar nasıl durdurulacak, hoşa giden bakışa nasıl engel olunacaktı?

İnsan kapı dışarı edilmişse, başka bir yere gidebilir; sokakta kalmışsa gidecek yeri yoktur.

Mutluluk, bir şeyin olacağından emin vaziyette bunu beklemek demek ise eğer, biz mutluyduk.

Çoğu insan sessizliği takdir etmeyi bilmiyor, sessizliğin müziğe en yakın şey olduğunun farkında değil.

Şimdi onu çöpleri ararken gördüğümde, acaba ne arıyor, diye düşünüyorum. Bizim katlettiğimiz şeyi mi?

Bir ad bir insanı bir başka insandan nasıl daha üstün yapabilir? Ad gerçek bir nesne midir? Bir kişinin adı neyse kendisi o mudur?

Doğru olur muydu bu? Kendini kasmaktan vazgeçmek, bir şeyler hissetmek. Doğru olur muydu? Kendini koyuvermek, bir şeye güvenmek?

Kısrakların acı çekmediğini de kim söylemiş? Sırf ağlamadıkları için mi? Kısrak canının yandığını söyleyemiyor diye, canı yanmıyor mu sanıyor bunlar?

Olağanüstüydü: Bakılmak ya da görülmek değil, bir başkasının eleştirisiz, ilgili gözlerinin hedefi olmak. Saçlarının, cinsi ya da modeli açısından değil, onun bir parçası olduğu için incelenmesi. Dudaklarının, burnunun ve çenesinin, bir bahçıvanın durup hayranlıkla seyrettiği bir yaban gülü gibi okşanması.

Kötülük, insanların onunla başa çıkıp yaşamayı başarabilmesi için vardı, bu yüzden su taşkınlarına, beyazlara, vereme, açlığa, bilgisizliğe karşın yaşamaya karar verdiler… Öfkeyi iyi biliyorlardı, ama umutsuzluğu hayır, hangi nedenden canlarına kıymıyorlarsa aynı nedenden dolayı günah işleyenleri taşlamıyorlardı, bunu küçümsüyorlardı.

“Bir bebek gibi sallanabilen bir yalnızlık var. Kollar kavuşmuş, dizler karna çekilmiş; bir gemininkine benzemeyen bu devinimi sürdürmek, sürdürmek sallayanı yatıştırır, denetler. Bu, içe dönük bir yalnızlık- insanı bir deri gibi, sımsıkı saran türden. Bir de dolaşıp duran bir yalnızlık var. Hiçbir sallama onu yatıştıramaz. O canlıdır, dik başlıdır. Kuru, yayılan bir şeydir; insana kendi ayak seslerini çok uzaklardan geliyormuş gibi hissettirir…”

Bu gezegende, bu ulusta, bu ülkede, tam burada. Başka bir yerde değil! Ülkemiz bu kayanın üzerinde, görmüyor musunuz? Benim evimde kimse aç değil, benim evimde kimse ağlamıyor ve eğer benim bir evim olabilmişse, sizin de olabilir! Tutun onu. Tutun bu toprağı! Yakalayın, kardeşlerim; yaratın onu, kardeşlerim, sarsın, sıkın, karıştırın, vurun, dövün, tekmeleyin, öpün, kamçılayın, bastırın, düzleyin, kazın, sürün, ekin, biçin, kiralayın, alın, satın, sahip olun, üzerinde binalar kurun, çoğaltın ve evlatlarınıza bırakın- beni duyuyor musunuz? Evlatlarınıza bırakın. Süleyman’ın Şarkısı

Önerilen İçerik;

Bunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.