Safiye Erol Kimdir? Ciğerdelen Romanı-Özet ve İnceleme

Aşktır âşıkları şeydâ kılan
Aşktır âşıklar rüsvâ kılan
Aşktır her köşede kavga kılan
Yanayım ey şem’-i rûşen yanayım

Safiye EROL

 

SAFİYE EROL’UN CİĞERDELEN ROMANI

Safiye Erol (1902-1964), Türk edebiyatının önemli ve kalemi güçlü yazarlarındandır. Almanya’da felsefe doktorası yapan yazar Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli gazetelerde yazmaya başlar. Samiha Ayverdi ve Kenan Rifai ile tanışır. Kenan Rifai’nin müridlerindendir.  Roman ve deneme türünde eserleri vardır. Ülker Fırtınası, Kadıköyü’nün Romanı, Dineyri Papazı, Ciğerdelen adlı romanları, Çölde Biten Rahmet Ağacı, Leylak Mevsimi, Makaleler gibi nesir eserleri vardır. Sağlam, akıcı ve edebi bir üsluba sahip olan Erol’un en dikkat çeken ve sevilen romanı Ciğerdelen (1946)’in kısa bir özetine yer vermek isteriz.

Roman, tarihi hikâyeleri içeren çerçeve bir hikâyeye sahiptir. Olgunlaştıran bir beşerî aşk hikâyesi ile roman başkişilerini birleştiren ortak ataların tarihi konu olarak ele alınır. Romanın olay örgüsü kısa şöyledir:

1931 yılında 24 yaşında bir mimar olarak Almanya’dan İstanbul’a dönen Turhan, 1943 yılında davet edildiği bir İngiliz evinde Canzi’yle tanışır. Turhan’ın Almanya’da lise arkadaşı olan Haşmet Argun’la evli olan Canzi boşanmak üzeredir.  Onu ilk gördüğü an, kendine çok tanıdık ve yakın bulurken aynı zamanda çok uzak da görür. Turhan o akşamdan sonra Canzi’yi görmek için hep onun girdiği ortamlara girer, hayatını bu uğurda alt üst eder. Turhan, Canzi’yle samimiyeti ilerletirken bir yandan da  eski arkadaşı Haşmet’le buluşmakta ve onun ağzını arayarak, evliliklerinin bitme sebebini araştırmaktadır. Haşmet, Canzi’yi aşırı kıskandığı ve Canzi’nin dikbaşlılığı nedeniyle evi terk etmiştir. Bir gece konuşmaları sırasında Canzi ile Turhan’ın aynı soydan geldikleri, Hersekoğlu Ahmet Paşa’nın torunlarından oldukları ortaya çıkar. Canzi, geçmişine çok önem vermektedir. Sürekli olarak “dedelerinin kılıcının baş ucunda asılı olduğu”nu hatırlamaktadır. Zaman geçtikçe Turhan’da farkında olmadan onu  içten içe kemiren kıskaçlık duygusu ortaya çıkmaya başlar. Böylelikle  duygularına ve davranışlarına engel olamaz ve ilişkilerine zarar vermeye başlar. Bunun üzerine Canzi, Hersek Ahmet Paşa’nın oğullarının hikâyesini anlattığı Sarı Sipahiler ile ikisi için yazdığı Yedi Peçeli hikayelerini okuyup ders alması için  Turhan’a verir. Böylelikle geçmişi anlatan bu hikâyelerle geçmiş ile şimdiki zaman bir arada verilir. Son hikâyeyi okuduğu gün Canzi’nin başkasıyla evlenme planları olduğunu haber veren bir imzasız mektup alan Turhan,  Canzi’nin evine giderek ona kaba ve bencilce sahip olur.  Ertesi gün de Erzincan deprem bölgesine giderek haftalarca Canzi’yi aramaz. Bunun üzerine Canzi terkedilmişlik duygusuyla çok hastalanır. Turhan’la ilişkileri artık bir çıkmaza girer. Canzi artık onu görmek istemez.  Ona son olarak Ciğerdelen Efsanesi’ni yazarak gönderir. Turhan kendini Edirne’nin imar plânına adar. Memleketi Keşan’a gider. Hasret, pişmanlık ve acıyla geçen günlerinde kendini aşırı çalışmaya verir. Ağır hastalıklar geçirdiği bu sıralarda kendini ölüme çok yakın hisseder ve kurtuluşu ölümde arar. Canzi’nin son olarak yazmak istediği, ancak yazacak gücü kendinde bulamadığı “Molla Ağaların Düğünü” hikâyesi için Keşan’da malzeme toplar. Ölümün kendisine yakın olduğunu fark edince dayanamayarak hasta haliyle Canzi’yi görmeye gider. Canzi’nin hayatını alt üst eden o olaydan sonra artık toparlanamadığını, onu tamamen kaybettiğini gören Turhan, Keşan’a geri döner ve tekrar ağır bir hastalık dönemi geçirir.  Aylarca hasta yattıktan sonra kendini ölüme bırakmanın yüce aşkına göstermesi gereken saygıya ters düştüğünü düşünerek iyileşmek için çabalar ve sağlığına kavuşarak imar planını tamamlar. Hayattan artık hiçbir beklentisi yoktur. Dedelerinin kendisini,  haklarını helal ederek ödüllendirmesini hayatının en önemli ve tek kazancı olarak görür.  Eseriyle kurtuluşa eren Turhan vatan hizmetini yerine getirmenin vicdan rahatlığı içinde, Canzi için de bir kurtuluş mucizesi ümit eder. Bu arada Canzi Keşan’a,  onun yanına giderek çocuklarının olacağı haberini verir. Çok mutlu olan Turhan, Canzi’nin eski haline geri döndüğünü  fark eder. Sonunda Keşan’da evlenerek çeyrek yüzyıl sonra tekrar soylarının birleşmesini sağlarlar.

Safiye Erol Kimdir?

Safiye Erol Romanı

Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının önemli kadın yazarlarından olan Safiye Erol, 2 ocak 1902 yılında Uzunköprü, Edirne’de dünyaya gelmiştir. ilk öğreniminden önce Fransız Mektebine ardından önce Haydarpaşa’daki Alman Lisesine sonra Beyoğlu’ndaki Alman Lisesine devam etmiştir.

Safiye Erol, 1971 yılında Türk-Alman Derneğinin aracılığı ile Almanya’ya gönderilmiş, 1919 yılında Lübek’deki özel Falkenplatz Lisesini bitirmiştir. Münih Üniversitesinde Felsefe ve Edebiyat eğitimi almıştır.

1926 yılında “Arapça’da Çiçek Adları” isimli tezi ile Şarkiyat doktorasını tamamlayarak felsefe doktoru olarak İstanbul’a dönmüştür. Yurda dönüşünün ardında Milli Mecmua ve Her Ay gibi dergilerde kadın sorunlarına ağrılık veren makaleler yayımlamıştır.

1938 yılında ilk romanı Kadıköyü’nün Romanını yayımlamış, aynı yıl Cumhuriyette tefrike edilmeye başlayan Ülker Fırtınası 1944 yılında roman olarak basılmıştır. 1955 yılında Tercüman gazetesinde son romanı olan Dineyri Papazı tefrika edilmiştir.

1962 yılında Yeni İstanbul gazetesinde Asr-ı Saadet’ı anlatan yazıları yayımlanan Safiye Erol, 7 Ekim 1964 yılında İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.

Tamâmı Kubbealtı Vakfı tarafından basılmış olan eserleri şunlardır: Çölde Biten Rahmet Ağacı, Ciğerdelen, Kadıköyü’nün Romanı, Ülker Fırtınası, Dineyri Papazı, Makaleler, Leylâk Mevsimi.

Şunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir