Osmanlı Döneminde Arap Harfli Alfabe ile İmlâda İyileştirme ve Yenilik Teklifleri

1 Kasım 1928 Harf Devrimi’nin yıldönümündeyiz. Bu vesile ile Arap harflerine dayanan alfabenin kullanımına yönelik değişiklik ihtiyaçlarının Cumhuriyet öncesinde, Osmanlı dönemine dayanan geçmişine bakmak yerinde olacaktır. Arap harflerinin kullanımının okuma yazmayı hızlı ve kolay öğrenme konusunda birtakım güçlükler barındırdığı ve daha pratik bir alfabe-yazım-imla bütününe ihtiyaç olduğu fikri ilk kez Cumhuriyet döneminde ortaya atılmamıştır. Bu konuda mesai harcayanların başında meşhur Osmanlı paşası Münif Paşa gelmektedir.

Münif Paşa, Arap harflerinin düzenlemesi hakkında Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye’de bir konferansta konuşur. Bu harflerin okuma yazma güçlüğü doğurmanın yanında Türkçe’nin ses yapısına da uygunsuzluklar taşıdığını söyler. Esasen bu konu 17. Yüzyıl sonlarından itibaren tartışılmaya başlanmıştır. Fakat bu tartışmalar daha çok Batı kökenli kişiler tarafından ve Latin alfabesinin Doğu coğrafyasına hâkim kılınmasını sağlamak amacını taşır. Fransız dilbilimci C. François Volney’in görüşleri alfabe değişikliği konusunda böyle bir düzlemdedir.

Osmanlı Türkçesi’nde harekesiz, ünlü harfler gösterilmeden bitişik şekildeki yazılışın ortaya çıkardığı okuma zorlukları eğitim öğretim faaliyetlerinin hız kazanması konusunda rahatsızlıkları içerir. Ahmet Cevdet Paşa’da Kavaid-i Osmaniye adlı eserinde Arap harfleri ile gösterilemeyen Türkçe sesler konusunda bir çözü-m bulunması konusunu gündeme taşımıştır. Bunun üzerine mesele Encümen-i Daniş’in önüne gelmiş ve sınırlı bir harekelendirme yapılması konusunda karar alınmıştır. Fakat bu yaygın kullanıma ulaşamamıştır. Ayrıca Arapça ve Farsça tamlamaların ve bu dillerin dilbilgisi kaidelerinin Türk dilinde yoğunluk kazanmasının Türkçe’yi olumsuz etkilemektedir. Ayrıca günün koşulları içinde Arap harflerinin basılmasındaki zorluklar yayıncılık faaliyetlerini sıkıntıya sokmaktadır. Her bir yazı stili için onlarca ayrı harfin dizgiye girmesi, söz gelimi talik harfler için ayrı, sülüs harfler için ayrı harflerin kullanımını gerektirir.

Münif Paşa bu güçlüklerin karşısına Batı’da Latin harflerini kullan küçük çocukların dahi sular seler gibi okuyup yazabilmesini koyar. Baskı da ise tek bir harf tipini barındıran alfabenin dizgiye girmesini büyük pratiklik olarak görür. Ayrıca sesli harflerin kullanımı Latin alfabesinin kullanımını büyük ölçüde cazip kılmaktadır.

Arap harflerinin kullanımı konusundaki zorluklar karşısında Münif Paşa iki öneride bulunur. Birincisi sözcükleri olduğu gibi yazıp sesli harflerini de gösterecek işaretler kullanmaktır.  Fakat bu önerisini kendisi çürütür. Çünkü sesli harfleri gösteren işaretler (üstün-esre gibi) satırlarda karışıklığa neden olacaktır.

Münif Paşa’nın ikinci önerisi ise sözcükleri yazarken harfleri birbirine bitiştirmeden ayrı ayrı yazmaktır. Bu yolla okumada ve baskıda büyük kolaylık sağlanacaktır. Münif Paşa bu geçişi mantıklı ve gerekli görür, fakat bunun bir anda değil, kademeli olarak gerçekleştirilmesinin önemine de vurgu yapar. Yeni tarzda elif-ba kitapları basılıp okullarda öğretilmeye başlanmalıdır, der.

Dikkat edilmesi gereken nokta Ahmet Cevdet Paşa’nın da Münif Paşa’nın da alfabe konusundaki sorunlara sundukları çözümler Arap harfleri temelli Türk alfabesinin kullanımını ıslah, iyileştirme yolundadır. Latin harflerinin rahatlığına değinilse de henüz bu konuda topyekûn bir harf değişikliği teklifi yoktur. Yalnız Arap harfleri ile Latin alfabesine benzer bir açıklık elde edilmeye çalışılmaktadır.

Bütün bu tartışma ve görüşler yıllar içerisinde zaman zaman gündeme gelmiş ve her dönemde harflerin yazımı, imla ve dilbilgisi konusunda doğan sorunlara çeşitli çözümler aranmıştır. Bu arka plan 1928’de gerçekleşen Harf Devrimi’nin daha önce toplumun gündeminde kendine hiç yer bulmamış bir konunun birdenbire ortaya atılması gibi bir düzlemde gerçekleşmediğini gösterir. Yalnız daha önceki çözüm şekillerinden farklı olarak Harf Devrimi topyekûn ve geniş müzakerelere açılmadan bir anda karar verilip uygulanmaya başlanmıştır. Bu durum geçmişten günümüze bir yanıyla olumlu ve elzem bir hamle olarak karşılanırken, bir yanıyla da toplumun bütün bir mazisinin kayıtlarına yabancılaşması olarak eleştirilmiştir.

 

Şunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir