Necip Fazıl Kısakürek Eserleri,Şiirleri,Sözleri

Sayfamız Necip Fazıl Kısakürek Eserleri, Şiirleri, Sözleri içeriklerinden oluşmaktadır. Necip Fazıl Kısakürek hakkında sizde sayfamıza bilgiler eklemek isterseniz, aşağıda bulunan yorum bölümünden bilgi ve düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz…

Necip Fazıl Kısakürek Biyografisi

Necip Fazıl Kısakürek Eserleri,Şiirleri,Sözleri

26 Mayıs 1905’te İstanbul’da doğdu. Necip Fazıl, çocukluğunu dedesinin Çemberlitaş’taki konağında geçirdi. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde okudu. 1924’te Paris’e gitti. Sorbonne Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’nde okudu. İstanbul’da çeşitli bankalarda çalıştı. Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde hocalık yaptı.

İlk şiirleri Yeni Mecmua’da yayımlanan Necip Fazıl, Millî Mecmua, Varlık, Hayat gibi dergilerde şiirlerini yayımlatmış; Son Posta ve İstanbul gazetelerinde yazarlık yapmıştır. 1943-1971 yılları arasında Büyük Doğu dergisini çıkardı. 1980 yılında Türk Edebiyatı Vakfı tarafından kendisine Sultanü’ş-Şuarâ ünvanı verilmiştir. 25 Mayıs 1983’te İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Başlıca Eserleri:

Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Birkaç Hikaye Birkaç Tahlil, Tohum, Bir Adam Yaratmak, Künye, Sabır Taşı, Namık Kemâl, Çerçeve, Para, Vatan Şairi Nâmık Kemâl, Müdafaa, Halkadan Pırıltılar, Nam, Çöle İnen Nur, 101 Hadis, Maskenizi Yırtıyorum, Sonsuzluk Kervanı, Cinnet Mustatili, Mektubat’tan Seçmeler, At’a Senfoni, Büyük Doğu’ya Doğru, Altun Halka, O ki O Yüzden Varız, Her Cephesiyle Komünizm, Türkiye’de Komünizm ve Köy Enstitüleri, Ahşap Konak, Reis Bey, Siyah Pelerinli Adam, Hazret, İman ve Aksiyon, Ruh Burkuntularından Hikayeler, Büyük Kapı, Ulu Hakan II. Abdülhamid Han,

[Devamı]Bir Pırıltı Binbir Işık, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar I, Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar II, Büyük Kapı’ya Ek, İki Hitabe: Ayasofya / Mehmetçik, El Mevahibü’l Ledüniyye, Vahidüddin, İdeolocya Örgüsü, Türkiye’nin Manzarası, Tanrı Kulundan Dinlediklerim I, Benim Gözümde Menderes, Yeniçeri, Kanlı Sarık, Hikayelerim, Nur Harmanı, Reşahat, Senaryo Romanları, Moskof, Hazret, Esselâm, Hac, Çile, Rabıta, Başbuğ Velilerden 33, O ve Ben, Bâbıâli, Hitabeler, Mukaddes Emanet, İhtilal, Sahte Kahramanlar, Veliler Ordusundan 333, Aynadaki Yalan, İman ve İslâm Atlası, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, Tasavvuf Bahçeleri, Kafa Kâğıdı, Hesaplaşma, Dünya Bir İnkılâp Bekliyor, Mümin, Öfke ve Hiciv, Hâdiselerin Muhasebesi 1, Püf Noktası

Şiirlerinden Örnekler

Beklenen

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar…

Ayrılık Vakti

Akşamı getiren sesleri dinle
Dinle de gönlümü alıver gitsin
Saçlarımdan tutup kor gözlerinle
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin

Güneşle köye in, beni bırak da
Küçüle küçüle kaybol ırakta
Şu yolu dönerken arkana bak da
Köşede bir lahza kalıver gitsin

Ümidim yılların seline düştü
Saçının en titrek teline düştü
Kuru yaprak gibi eline düştü
İstersen rüzgâra salıver gitsin

 

Bu Yağmur

Bu yağmur, bu yağmur, bu kıldan ince,
Nefesten yumuşak, yağan bu yağmur.
Bu yağmur, bu yağmur bir gün dinince,
Aynalar yüzümü tanımaz olur.

Bu yağmur, kanımı boğan bir iplik,
Tenimde acısız yatan bir bıçak.
Bu yağmur, yerde taş ve bende kemik,
Dayandıkça çisil çisil yağacak.

Bu yağmur delilik vehminden üstün,
Karanlık, kovulmaz düşüncelerden.
Cinlerin beynimde yaptığı düğün,
Sulardan, seslerden ve gecelerden…

 

Kaldırımlar

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler…
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi…

II

Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi,
Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Kurulup şiltesine bir tahtaravan gibi,
Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın!

Fahişe yataklardan kaçtığın günden beri,
Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında.
Senin gölgeni içmiş, onun gözbebekleri;
Onun taşı erimiş, senin kafatasında.

İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var;
Sükût gibi münzevî, çığlık gibi hürsünüz.
Dünyada taşınacak bir kuru başınız var;
Onu da, hangi diyar olsa götürürsünüz.

Yağız atlı süvari, koştur, atını, koştur!
Sonunda kabre çıkar bu yolun kıvrımları.
Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur…
Ne senin anladığın kadar, kaldırımları…

III

Bir esmer kadındır ki, kaldırımlarda gece,
Vecd içinde başı dik, hayalini sürükler.
Simsiyah gözlerine, bir ân, gözüm değince,
Yolumu bekleyen genç, haydi düş peşime der.

Ondan bir temas gibi rüzgâr beni bürür de,
Tutmak, tutmak isterim, onu göğsüme alıp.
Bir türlü yetişemem, fecre kadar yürür de,
Heyhat, o bir ince ruh, bense etten bir kalıp.

Arkamdan bir kahkaha duysam yaralanırım;
Onu bir başkasına râm oluyor sanırım,
Görsem pencerelerde soyunan bir karaltı.

Varsın, bugün bir acı duymasın gözyaşımdan;
Bana rahat bir döşek serince yerin altı,
Bilirim, kalkmayacak, bir yâr gibi başımdan…

Gurbet

Dağda dolaşırken yakma kandili,
Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!
Ne söylemez, akan suların dili,
Sessizlik içinde çağlama gurbet!

Titrek parmağınla tutup tığını.
Alnıma işleme kırışığını
Duvarda emerek mum ışığını,
Bir veremli rengi bağlama gurbet

Gül büyütenlere mahsus hevesle,
Renk dertlerimi gözümde besle!
Yalnız annem gibi, o ılık sesle,
İçimde dövünüp ağlama gurbet!

 

Hep Bu Ayak Sesleri

Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri,
Dolaşıyor dışarda, gün batışından beri,

Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime,

Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan,
Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan,

Sesler, ayak sesleri kesilmez çıtırtılar!
Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar,

Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden,
Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden,

Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu,
Artık, atan kalbimde bir ayak sesi oldu

Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım
Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım,

Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya,
Yavaşça dalacağım, o kalkılmaz uykuya

 

Aynalar

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İşte yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, günah, hasat yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.

Necip Fazıl Kısakürek Sözleri

Kefenimizden evvel çürüyoruz.

İslam’ın dışı Şeriat, içi Tasavvuf…

Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz…

İyi insanlar iyi atlara bindiler, gittiler…

Bütün sevdiklerin elden gittiyse, “O” var.

Ve ruhları kuru havuz, beyinleri çöp tenekesi insanlar…

Aydınlık yolu herkes bulur, mesele karanlık yolda ışık aramak.

Ayasofya açılmalıdır! Türkün kapanık bahtıyla beraber açılmalıdır!..

Göze yasak olmaz, derler ama galiba en büyük ve en ince yasak gözedir…

Yalnızlığımı gidermek için aldığım her tedbir, yalnızlığımı çoğaltmak oluyor.

Böyledir de ölüme kimse inanmaz hâlâ! Ne tabutu taşıyan, nede toprağı kazan…!

Bir gemi arıyorum, pusulası imandan. Alıp götürsün beni bu hüzün dolu limandan…

Güzel Allah’ım, senden ne gelecekse gelsin; sen ki, rahmetinle de kahrınla da güzelsin…

Söyle bakalım, bu memleket bir gün batarsa ne yüzden batacak?.. Ah…lâk…sız…lık…tan!

Bir insanın göğsünde iki kalb yoktur ki, birini dünyaya yöneltsin de öbürünü Allah’a versin.

Abdülhakim Efendi Hazretlerinin şu güzel sözlerine dikkat; “İlim cehaleti kaldırır, fakat ahmaklığa bir şey yapamaz…

Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız.

Merhamet o kadar İslam’ın şiarıdır ki, gerçek ve derin mü’minde onun özentisi, şamatası edebiyatı yok, yalnız hakikati vardır. 

Şüphe, müthiş bir şey!… Allah’tan başka her şeyden şüphe… Gördüğün, işittiğin, kokladığın, tattığın, dokunduğun her şeyden şüphe… Emniyet hissini aldığın her şeyden şüphe.

Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın! Eski çınar şimdi Noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın! Ustada kalırsa bu öksüz yapı, Onu sürdürmeyen çırak utansın! Ölümden ilerde varış dediğin, Geride ne varsa bırak utansın! Ey bin bir tanede solmayan tek renk;
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!

Önerilen İçerik:

Nihat Ulu Kimdir?

Şunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.