Gülseren Budayıcıoğlu Sözleri-Madalyonun İçi

Gülseren Budayıcıoğlu Sözleri sayfamızda Gülseren Budayıcıoğlu ‘na ait ve bir çok diziye ilham kaynağı olan “Madalyonun İçi” kitabından sözler ve alıntılar bulacaksınız.

Gülseren Budayıcıoğlu Sözleri

Gülseren Budayıcıoğlu Sözleri

Gülseren Budayıcıoğlu Sözleri

Konuşmak insanın zehrini alır.

Her şey herkese anlatılmaz ki…

İnsan umut ettiği sürece yaşar.

İnsan kendini hiç ölmeyecek zannediyor.

İnsanın evi rahat ettiği, huzur bulduğu yerdir.

Kandırmaya çalıştığı başkaları değildi. Kendisiydi!

Kendine güvenmeyi hiç aklına getirmemişsin sen.

Uzun lafın kısası kimseye yaranmaya çalışmıyorum.

Aileler, bir genç okulda başarılı ise, başka bir sorun yok sanıyor.

Biz hüzünle arkadaş olduk. Benden hiç ayrılmıyor desem yeridir.

İnsanların ruhsal durumları, fiziki görüntülerini ne kadar çok etkiliyor.

Duygularımız bizim kontrolümüzde değildir. İrademizle onları durdurmayız.

Sizin hayatta hiç düştüğünüz, kendinizi çok berbat hissettiğiniz oldu mu?

Ne güzellik ne asalet ne para, hiçbiri mutlu olmak için yetmiyormuş insana.

O beni sevmezse susuz kalmış çiçeklere dönüyorum. Kuruyorum, yaşam gücüm kalmıyor.

Anne babalar sanır ki her çocuk çalışırsa başarır. Ama gerçek öyle değildir. Bazen insan çalışsa da başaramaz.

Aşk dünyadaki duyguların en güzelidir. Bu güzelim duygu neden bir anda duyguların en tehlikelisi olan öfkeye döndü?

İnsan ne öğrenirse onu uygular. Çocukken size hep sert davrandılarsa, büyüyünce siz de çevrenize öyle davranırsınız.

Annem ablam ve arkadaşlarım da hemen unutmayacaklar beni. Bunu bilmek ne güzel. Asıl ölüm galiba temelli unutulmak.

Ünlü fizik kuramını unutma! “Vardan yok olmaz, olamaz.” Sadece başka bir boyuta geçeceğiz. Geldik, gördük ve gidiyoruz.

Güneş gitti yine karanlıkta kaldım. Yıllardır alışkınım ben ışıksız yaşamaya. Ama güneşi bir kez görünce karanlığa dayanamıyor insan.

Bu hep böyledir. İnsanlar en büyük düşkünlüğü en çok kızdıkları insana gösterirler. Ah bu bilinçdışının bitmek tükenmek bilmez oyunları…

Gülmek ne kadar yakışıyor yüzüne, yüz hatları işini iyi bilen bir heykeltıraş elinden çıkmış kadar güzel ve düzgün. Ama bu gülümsemeyi görmeden onun bu kadar güzel bir yüze sahip olduğunu fark edemedim.

Şu kadınlar ne garipler. Duygusal durumları ne kadar çabuk değişebiliyor. Küçücük şeylerden nasıl da hemen etkileniveriyorlar. Bir anda dünyanın en mutsuz kederli en suçlu insanı iken, nasıl da kolayca gökyüzünün en üst katına çıkabiliyorlar. Sevgileri, tutkuları uğruna neleri göze alabiliyorlar. Onlar için yaşamın temel şartı “sevilmek, aşkla, tutkuyla, sonsuza kadar sevilmek ve asla vazgeçilmemek” her şeyi affedebilirler ama “sevilmemeyi” asla …Sevgisiz bir dünyada kadınlara yer yok! Gülseren Budayıcıoğlu Sözleri devam ediyor…

Madalyonun İçi Sözleri

En iyisi çok okumalı ve bu soruların (dinle ilgili) cevaplarını kendim bulmalıydım. İşte o yaşlarda (14-15) başladım bu konuda okumaya ve hala okuyorum. Bitiremedim bir türlü. Kur’an, İncil, Tevrat, Mevlâna, Yunus Emre, Budizm ve daha neler neler. Din felsefesi ve Tasavvufu çok sevdim. Babamın bana 15 yaşındayken hediye ettiği Kur’an hala duruyor. Kur’an aynı Kur’an ama mana değişti. Şimdi artık bu konuda sorunum kalmadı.

(Devam Ediyor) Tanrı’ya, bizi yaratan Sevgili Tanrı’ya sonuna kadar inanıyor ve onu çok seviyorum. Biliyorum ki, o da beni seviyor. Yarattığını seviyor. Artık beni gözetlemiyor, denemiyor. Bana her şeyin en güzelini sunarken, benden tek istediği, benim bu güzellikleri görmem, hissetmem ve mutlu olmam. O sadece benim mutluluğumu paylaşmak, onu nasıl sevdiğimi, ona nasıl şükrettiğimi duymak istiyor. 

(Devam Ediyor) Kendi güzelliğini ve gücünü biz insanlara yansıtırken, bizden de aynı güzelliklerin geri yansımasını bekliyor. Bizi cezalandırmak değil, yeryüzü cennetine göndererek ödüllendirmek istiyor. O, her şeyi affetmeye hazır. Sadece Kul Hakkı’nı affedemem diyor. Birbirinize haksızlık ederseniz, benden değil, ondan Af dileyin diyor. O, hepimizi, ama en çok da çalışanı ve sevmeyi binli seviyor. Kendi gibi, yarattığı her şeyi seveni, kendi gibi hoşgörülü ve mutlu olmayı bileni seviyor. Acılarımızı bizimle paylaşırken umutlarımızı yitirmemizi istemiyor.

(Devam Ediyor) Mutlu olabileni, görebileni, duyabileni, hissedebileni, etrafını da mutlu edeni seviyor.
Başkalarının hakkını yiyeni değil, paylaşanı, oturanı değil çalışanı, vazgeçeni değil mücadele edeni, cezalandıranı değil hoş göreni, nefreti değil sevgiyi, gururluyu değil alçakgönüllüyü, çevresini mutsuz ve huzursuz edeni değil, etrafına huzur, mutluluk ve neşe saçanı, cebi değilse bile gönlü zengini, kalp kıranı değil gönül alanı daha çok seviyor. Yani kendine benzeyeni seviyor. Okuyanı-yazanı, düşüneni-anlatanı, insanlar için bir şeyler yapan herkesi seviyor.

(Devam Ediyor) İlimi-bilimi, icad edeni, keşfedeni seviyor. Anne-babalarını seven-sayan, onları eğiten-öğreten, yediren-içiren, koruyan, hoş gören anne babaları seviyor. Okuduğum kitaplar işte bana bunları anlattı. O, dünyadan yükselen güzel sesler duymak istiyor. Kavgaların ve savaşların sesini değil. O bekliyor, umutla bekliyor. Bir gün dünyadan gelecek, Ona mutluluk ve teşekkürlerini haykıran insanların Gönüllerinden gelecek seslerin oluşturacağı O muhteşem Senfoniyi Duymayı bekliyor.

Önerilen İçerik;

Bunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.