Geleceğinize Yön Verecek 3 Başarı Hikayesi

Sizlere bu yazımızda başarı ve motivasyonunuzu arttıracak 3 hikaye derledik. Sizde sayfamıza katkı sunmak istiyorsanız kısa başarı hikayelerini aşağı da bulunan yorum bölümünden paylaşabilirsiniz.

Gündem: Geleceğe Yön Veren Hikayeler, Başarı Hikayeleri, Motivasyon Hikayeleri ve İbretlik Hikayeler.

BİLGİYİ İSTEMEK

Geleceğe Yön Veren Hikayeler-Genç bir adam Sokrates’e gelerek; “Bilgi kazanmak ve bilge biri olmak için yüzlerce mil yol yürüyerek sana geldim, bana bilgi verir misin?” diye sorar. Sokrates; “Gel beni izle.” der. Sokrates ve genç takipçisi birlikte sahile doğru yürürler. Su bellerine gelinceye kadar suyun içinde yürümeye devam ederler. Sonra Sokrates genç adamı yakalar ve adamın başını suyun dibine batırır. Adamın bütün direnmelerine rağmen Sokrates onu suyun altında tutar. Nihayet, adamın direnme gücü tükenince Sokrates genç adamı sudan çıkarır, öğrenci adayını sahile yatırır ve pazar yerine döner. Genç adam gücünü toplar toplamaz Sokrates’i bulur. Ona kızgınlıkla, “Sen ki bilge bir kişisin, bana neden bu kadar kötü davrandın?” der. Sokrates sorar: “Suyun içindeyken her şeyden çok ne istedin?” Genç adam: “Hava istedim.” der. Bunun üzerine Sokrates şunu söyler: “Bilgi ve anlayışı hava kadar istediğin zaman, kimseden bunu sana vermesini beklemeyeceksin. Buna her yerde ve her zaman sen sahip olacaksın.”

ESKİ BİR İBRANİ HİKÂYESİ

Eski zamanlarda uzak bir ülkede geçimini dağdan yonttuğu mermerleri işleyerek sağlayan bir mermer yontucu su yaşarmış. Yontucu, kızgın güneşin altında mermer yontmaktan bıkkın bir halde söylenir dururmuş: “Bıktım bu hayattan... Devamlı mermer yontmaktan, ölesiye çalışmaktan bıktım… Dağ büyük, bense küçüğüm. Ah tanrım! Ne kadar da güçsüzüm… Üstelik bir de bu güneş, hep bu yakıcı güneş… Ah! Onun yerinde olmayı ne kadar çok isterdim, orada yükseklerde her şeye hâkim olur, ışığımla dünyayı aydınlatırdım.” Günlerden bir gün yine böyle söylenirken bir mucize gerçekleşmiş ve mermer yontucusunun dileği kabul olmuş. Yontucu o an güneşe dönüşmüş ve gökyüzünde parlamaya başlamış. Dileği kabul edildiği için çok mutluymuş; fakat tam ışınlarını etrafa yaymaya hazırlandığı sırada ışınlarının bulutlar tarafından engellendiğini fark etmiş. Öfkeyle söylenmiş: “Basit bulutlar benim ışınlarımı kesecek kadar kuvvetli olduklarına göre benim güneş olmam neye yarar! Mademki bulutlar güneşten daha kudretli bulut olmayı tercih ederim.” O zaman hemen bulut olmuş.

Dünyanın üzerinde dolaşmaya başlamış, oradan oraya koşuşuyor, yağmur yağdırıyormuş. O böyle mutlu bir şekilde uçuşuyorken birden bir rüzgâr çıkmış ve bulutları dağıtmış. Öfke ve üzüntüyle yine söylenmiş: “Bir rüzgâr beni bu kadar çabuk dağıtabildiğine göre, demek ki en kuvvetlisi o… öyleyse ben rüzgâr olmak isti yorum.” Yontucu sözünü bitirir bitirmez bu sefer de rüzgâr olmuş. Dünyanın üzerinde esip durmuş, fırtınalar estirmiş, kasırgalar meydana getirmiş. Fakat birdenbire önünde kocaman bir dağ belirmiş. Rüzgâr dağı geçememiş, oracıkta kalakalmış. Hayal kırıklığı içinde yine söylenme ye başlamış: “Basit bir dağ beni durdurmaya yettiğine göre benim rüzgâr olmam neye yarar. En iyisi ben dağ olayım.” Sonunda bu dileği de gerçekleşmiş ve yontucu ulu bir dağ olmuş. O anda bir şeyin kendisine durmaksızın vurduğunu, kendinden parçalar koparıp aldığını görmüş. Gördüğü şey küçük bir mermer yontucusuymuş.

ALEXANDER FLEMİNG

İskoçya’da Fleming adında yoksul bir çiftçi yaşıyordu. Bir gün tarlada çalışırken bir çığlık duydu. Hemen sesin geldiği yere koştu. Beline kadar bataklığa batmış bir çocuğun kurtulmak için çırpınıp durduğunu gördü. Küçük çocuk korkuyla bağırıyor, yardım istiyordu. Fleming, çocuğu bataklıktan çıkardı ve acılı bir ölümden kurtardı. Ertesi gün Fleming’in evinin önüne gösterişli bir araba yanaştı. Arabadan iyi giyimli bir aristokrat indi. Kendisini çiftçinin kurtardığı çocuğun babası olarak tanıttı. “Oğlumu kurtardınız, size bunun karşılığını vermek istiyorum.” dedi. Yoksul ve onurlu Fleming; “Kabul edemem!” diyerek ödülü geri çevirdi.

Tam bu sırada kapıya babasının yanına çıkmış olan çiftçinin küçük oğlunu gördü. “Bu senin oğlun mu?” diye sordu aristokrat. Çiftçi, oğlu olduğunu söyledi. Bunun üzerine aristokrat devam etti: “Gel seninle bir anlaşma yapalım. Oğlunu benim yanıma ver, onun iyi bir eğitim almasını sağlayayım. Eğer karakteri babasına benziyorsa ileride gurur duyacağın bir kişi olur.” Sonuçta yoksul çiftçi Fleming’in oğlu aristokratın desteğinde eğitim gördü. Aradan yıllar geçti. O küçük çocuk büyüdü ve Londra’daki St. Mary’s Hospital Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. O, tüm dünyaya adını penisilini bulan kişi olarak duyuran Sir Alexander Fleming idi. Bir zaman sonra aristokratın oğlu zatürreeye yaka landı. Onu ne mi kurtardı? Penisilin! Aristokratın adı Lord Randolp Churchill, oğlunun adı ise Sir Winston Churchill idi.

Şunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.