En Güzel Nuri Pakdil Sözleri

Bu sayfamızda sizlere En Güzel Nuri Pakdil Sözleri ve Nuri Pakdil Eserlerinden En Anlamlı Sözler derledik. En Güzel Nuri Pakdil Sözleri ve Alıntılarını sevdiklerinizle ve sosyal medyada paylaşabilirsiniz. İşte Nuri Pakdil Eserlerinden En Güzel, En Anlamlı Sözler Hemen Oku ve Paylaş!

Nuri Pakdil 1934 yılında doğmuş Türk yazar ve hukuk müşaviridir. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mezunudur. Şiir ve deneme türlerinde kitapları mevcuttur. Kendisi “Kudüs Şairi” olarak da bilinmektedir. 18 Ekim 2019 tarihinde vefat etmiştir. En Güzel Nuri Pakdil Sözleri ve Alıntıları sosyal medyada paylaş!


İlginizi Çekebilir… Yunus Emre Dizisinden Tapduk Emre Sözleri için TIKLAYINIZ.


Nuri Pakdil Sözleri

Kur’an mutlaktır.

İnsan, kendisiyle hiza almalı.

Namaz, zamanın kalp atışıdır.

Uçurumdur düşünen insanın önü.

Nuri Pakdil Alıntıları

Nuri Pakdil Alıntıları

Daima, terazinin ibresi vicdandır.

Sükût… Dünyanın en uzun cümlesi…

Boynumuz ağrıdı Batı’ya bakmaktan.

Sözcükler, içimin uzantısıdır insanlara.

Ben Kudüs’ü kol saatim gibi taşıyorum.

Bu kadar mı duyarlılığını yitirdi insan?

Bir dua düşse de alıp göğsüme taksam.

Sayın İnsan, bir dakika düşünmez misiniz?

Bütün boyunlar eğiktir; bakan var mı ki göğe?

Her şeyi attım üstümden. Elimde bir kitap kaldı.

Nasıl, kendi kendinin de engeli olabiliyor insan.

Ancak eylemin içinde kurulabilir düşünce birliği.

Ağlamak, anlamak anlamına geliyor benim için.

Kuşkusuz, en etkili ve evrensel silah, kelimedir.

Bir cümleyi bıraktım; yetkinleşsin haberim olur.

Hayat hem yürünülen yoldur hem taşınan dağ.

Yürü kardeşim. Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin.

Susmakta konuşmak kadar önemli oluyor bazen.

Birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak.

İnsanın damarlarında sağlam cümleler dolaşmalı.

Hiç yazılmamış uzun bir destandır annelerin yüzleri.

Nuri Pakdil Anlamlı Sözler

Nuri Pakdil Anlamlı Sözler

Niçin, yalnızca dar alanlarda başkaldırıp duruyoruz?

Gül nevileri de dahil kirlenmeyen çiçek mi kaldı ki!

İnsan, kendi sesini, daima başkalarından önce işitir.

İnsanın damarlarında sağlam cümleler dolaşmalıdır.

Hiç yazılmamış uzun bir destandır annelerin yüzleri.

Yalnızlıkta kendi cümlesi bile eşlik edebiliyor insana.

Sürekli bakım gerektiren bir makinedir insan vicdanı…

Yüreğimiz var, var ama yüreğimizi dayayacak bir yer yok.

Çürüme başlamaya görsün insanda, akıp gidiyor hiçliğe.

Hiç alışamadım gülmeye, hüzün vicdanıma daha uygun.

Benim siyasetim inancımdır, benim inancım siyasetimdir.

Kutsal inadı olanlar gerekli. Bir kalbi daha olanlar gerekli.

Çağ ancak, bilinçle sorumluluk yüklenenlerin yüzüne güler.

Nergis sızısı bir yağmur idim ben insan kalıbına döküldüm.

Tartışma hiç kimseyle. Sadece düşün. Düşündür başkalarını.

İnsan, vicdanıyla sürekli hesaplaşıyorsa, genç kalır, tığ gibi.

Geceyse, gündüze göre insanı daha bir meraklı yapıyor; kesin.

Yabancılaşma ve uygarlığından kopan bir ulusun alınyazısıdır.

Hüzün; hissedilmesi kolay olmayan, çok narin, ince bir sestir.

Gerçek İman: Dönüştürücüdür: Tüm yeryüzünü; Hakka doğru.

İzin verirseniz şuracıkta, kendi kendime düş görmek istiyorum.

Ölüm korkusunu, ancak ölüm ötesi hayata inanarak yenebiliriz.

Çileyi çeken yazıyı yazandır. Bin çile de bin çeşit yazı demektir.

Er ya da geç içimizi dışımıza boşaltmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Büyük bir yalnızlık içindedir çağdaş insan. Çünkü unuttuk sevgiyi.

Susuzluktan çatlamış toprak nasılsa, İstanbul’un yüreği de öyle!

Yönelişlerin en ayrıcalıklısı, insanın kendi vicdanına doğru olandır.

Suskunluğu, tırnaklarımın altında bir tahta kıymığı gibi taşıyorum.

Ey aşkı hiç tanımayan kalbinin çevresinde bitimsiz bir kıştır zaman.

Martılar karanfil dökerken sulara, Hiç böyle İstanbul olamadı kimse.

Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak ederim yaşamayı?

Eğilip kalbimi dinlemek istiyorum ya, bazen, öylesine uzağındayım ki!

Direnç gömleğimi giydim!” sözü “Sürekli okuyorum” anlamına geliyor.

Nuri Pakdil Eserlerinden Güzel Sözler

Nuri Pakdil Eserlerinden Güzel Sözler

İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün; nasıl kayıp gidecek elinizden.

Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak edebilirim yaşamayı?

Bir ülke, utanma duygusunu yitirmişlerle dolunca, sürgünler ülkesi olur.

Emek dışı her şey kül. “Küle baş eğmeyen insan, haydi değiştir yeryüzünü.

Sevdiklerinizi, yüreklerinden sımsıkı tutun. Yarın, geç olmakla meşhurdur…

Bildiğim her şeyden sorumlu olmazsam, nasıl hak edebilirim yaşamayı?

Harikadır cümle ilk yazıldığında. Koşmaya başlasın da o zaman gör sen.

Aslında konuştuğumuz filan da yok, düpedüz açık açık, çığlık çığlığayız.

Her cümlenin vebali ağırdır. Kapsama alanına tüm insanlık girmektedir.

Her gün hayatı, bize şu anda bağışlanmış bir armağan gibi görebilirsek.

Okumadığın gün, karanlıktasın ve bu karanlıkta hiçbir şey meşru değildir.

Okumadığın gün karanlıktasın. Ve: Bu karanlıkta hiçbir şey meşru değildir.

Çok vefalı bir dostun elini tutarcasına sağ elimi sol elimin üstüne getirdim.

Hiç kimse kahır yaşamak için âşık olmaz: “Kahrın da hoş” diyebilmektir aşk.

Sultanahmed Camii diyor ki Süleymaniye Camiine: Başımızı alıp gidelim mi?

Anlamak fiilinden meşaleler yapılmalı yeryüzünde birbirimizi görebilmek için.

Kuşkusuz, en etkili ve evrensel silah, kelimedir. Okumadığın gün karanlıktasın.

İnsan, kendi anlamını da ancak, ‘manevi içeriğini’ zenginleştirdikçe kavrayabiliyor.

Süpürülmekten korktukları için her süpürgenin sapına yapışanları iyi ayırt etmeli.

İnsanın, kendi kendi olabileceği sessiz bir mekân, meğerse ne kadar önemliymiş!

Çanta açılır, kitap çıkarılır. İşte: okurken kalbimle şakır şakır konuşuyorumdur da.

Gözleriyle birbirinin olan sevgililer gibi olunca, yazıyla… Ben ona derim, işte, yazı.

Yürüyecek miyim? Karar. Adımların tadını bir aldı mı, hiç bırakası gelmiyor insanın.

Yazı, daima bıçak sırtına yazılır; durursanız, bilirsiniz ki, bıçak etinize saplanacaktır.

Sayfalar bazen kısraktır. Arap atları da emeği savunan yazarların kitaplarında kişner.

Kolay mı dostum, yürümek! Tırmanılması gereken yalıyarlara yalılardan geçilmiyor ki.

Bazen başımı ayrı mı taşısam, diye düşündüğüm oluyor; çünkü, aşırı gürültüyle dolu içi.

İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır. Ne emek ne ekmek; Önce kalbimiz bozuluyor çünkü.

Daima, terazinin ibresi vicdandır. Artık, vicdan dışında hiçbir şey namusluluğu açıklayamaz.

Çağın deli gömleğini görüyoruz: Kentin, kendi kendine yabancılaşarak şişen-sarkan cüssesi.

Mütemadiyen, vicdanında, kendi kendini sorgulamayan, hiçliğe doğru hızla kayıyor demektir.

Pası silinir gözümüzün: upuzun bir fetihtir aslında hayat; kendi özümüzü daha bir kavradıkça.

Pası silinir gözümüzün: upuzun bir fetihtir aslında hayat; kendi özümüzü daha bir kavradıkça.

Mütemadiyen, vicdanında, kendi kendini sorgulamayan hiçliğe doğru hızla kayıyor demektir.

Ağıt yakışmaz şiire ve çocuk yüzlerine ki çocuk yüzleridir getirir bizlere gereğini bağımsızlığına.

Büyüklüğü, sorumluluğu yüklenişinden geliyor insanın; yoksa etimizin, kemiğimizin ne değeri var?

Her ânı o ânda yaşamalıyız ki, seçimimizi sağlıklı yapabilelim: her ânında seçimle karşı karşıya insan.

Yapayalnız dolaşıyor bu çağın insanı. Çünkü birlikte yürüyecek kadar güvenmiyor kimse birbirine.

Öldünüz. Birbirinizi öldürüyorsunuz. Öldürüldüler. Öldük. Gömülme törenlerimize hemen başlanabilir.

Gece arkadaşlar gittikten sonra, yoğun yalnızlığımı giyindim. Bu gece çok seviyorum yalnızlığımı.

İnsan, manevi kaynaklardan uzaklaştıkça parça parça öldürmüş olur kendini: taksitli özöldürüm bu.

Acıyı güzele, kötüyü iyiye çevirmek lazım. Bunu da ancak sanatla yapabiliriz. Ölümsüz olan, bir tek o çünkü.

Sözümüz eksik, hayatlarımız yarım, kalbimiz sallanıyor içimizde direnmeye hazır hayatlar ver bize Rabbim!

Mezar taşıysa çok alçak gönüllü bir işarettir oradaki ölüye ve ölümün “aşılması gerekli bir köprü” olduğuna.

Kimse öldürülmüş ruhun davacısı değil! Ne çıkacak yalnızca maddesel isteklerin karşılanmasıyla?

Eminönü’ne doğru; gözlerime İstanbul dola dola, insanın encamı yürüyor iki yanımda: hangisindeyim ben?

Altmış bıçak yemiş bir yılan da olsam, şükür Tanrı’ ya, hayattayım gene de. Hala yaşıyor olmamız: az şey mi?

Kuşkusuz bir ‘giz’dir iç dünyası insanın: öyle olmasa, insan, şimdiye değin dayanabilir miydi ağırlığına yeryüzünün?

İnsanın özü artık yok. Tüm çılgınlıklar bundan kaynaklanıyor olmalı. Çağın kanseri, bu ‘insan özünden yoksunluk.

Sorumlusunuz, bütün yaptıklarınızdan, olanlardan ülkenizde ve ülkeniz olmayan yerlerde, ilginiz ve bilginiz oranında.

Özellikle umut, konuştukça büyür, aşar sizi, kentinizi de ülkenizi de aşar: yeryüzüne bir elektrik akımı gibi geçer umut.

Sen hiç martı yüreğinin çarpıntısını duydun mu? O, bir mücadeleci yüreği gibi, dik dik atar. Kıyıya inince besmeleyi unutma!

Sanki bin yıllık uygarlığımız hiç olmamıştı; Tarihimiz, utanılacak bir geçmişti; ne yapıp yapıp Batılılara benzemeliydik!

Yargılıyız acı çekmeye. Acının her şeye egemen olduğu bir çağda yaşıyoruz: en çok insan öldürülen bir çağ çünkü bu.

Yeryüzünde dostluğun, arkadaşlığın, bir amaca doğru yürüme yoldaşlığının devinimli, aydınlık, üretken bir simgesi gibiydi.

Ne söylüyorum ben? Eğriyse düzeltilmeli, kirliyse arındırılmalı, kanlıysa kazına kazına temiz yeri ortaya çıkarılmalı demiyor muyum?

Nuri Pakdil Sözleri ve Alıntıları

Nuri Pakdil Sözleri ve Alıntıları

Heykele saygı duyula duyula Tanrı inancı yitebilir insanın içinde. Çünkü saygı taş kesilirse, insan kolaylıkla aşamaz önündeki engeli.

Gerçek değil düzme bir dünyaydı, okuduğum bütün okullarda, önüme konulan. Hayal gücümü harekete geçirmesem yıkılmıştım.

İnsanın, içinden kurduğu cümlelerin ağırlığını, omuzlarında hissettiği vakitleri iyi yaşaması gerekiyor. İçimiz: büyük şansımızdır çünkü.

Çağın boğuntusu, insanın salt maddesel düzlemlerde yığınlaştırılmışlığında toplanıyor: Eşyalaştırılan insanın çağa yansıyan acıklılığı.

Bağımsızlığa dışsal davranışlarla değil içsel bileşimlerle ulaşılabilinir ancak kurtarmamız gereken ilk yurt içimiz iç dünyamız kimliğimiz.

Bir ülke, utanma duygusunu yitirmişlerle dolunca, sürgünler ülkesi olur. Utanma duygusunu yitiren, kendi kendisini yitirmiş bir sürgündür.

Tanrı düşüncesi içimize dolmadan kendi kendimizi aşamayız; kendi kendini aşmadan da bunalımlarından kurtulma olanağı yok insanın.

Çoğu zaman, susmak, konuşmaktan daha kıymetlidir, hayırlıdır. Söz bitebilir, fakat sükût hiç bitmez. Çünkü o, dünyanın en uzun cümlesidir.

Bir ulus, kendi uygarlık değerlerinden kopuk bir düzeyde bulunuyorsa, o ulus için ne ekonomik ne de siyasal bir bağımsızlık söz konusu olabilir.

Sürekli kendini bir tembelliğe iten insan, kendi kendinin engeli olur. Aşmaya, daha ileri varmaya engel olur. İnsan aşmak zorundadır kendi kendini.

Vicdanımız işlevini yapmadan nasıl giderilir bu yoğun karanlıklar? Adaletsizliği, zulmü, ancak vicdanlı olabildiğimiz zaman durdurabileceğiz: tüm yeryüzünde.

Tanrı düşüncesinden yoksun kalınınca hiçbir şey olunamayacağını, kendi kendine ıslık çalar gibi kara başkaldırı deneyleri yapanlara, hangi dille ve kim anlatacak?

Doğrudur aşınma acıdır. Aşınan ayak topa vuramaz. Aşınan beyin devrim yapamaz. Aşınan aşık şık bir görüntü vermez. Aşınan kumaştan güzel bir elbise dikilebilir mi?

Yasa batmış Kudüs bu! Elinizi uzatınız; zincirleri mi kıracaksınız? Yurtsuz kalan Filistinlilerin direniş ateşinin çıngıları göklere saçılır ve İstanbul gecelerinde toplarsınız bunları.

İnsan, geceleyin, yalnızsa, en çok kendini gereksiniyor: zaten, yalnızlığın büyük güç kaynağı oluşu da bundandır: gündüz de öyledir de geceki yaslanış bambaşkadır. Dağ delirir. Su yokuşa çıkartılır, aşağı boşaltılır.

Tüm kurumları Avrupa’dan almak” hastalığına tutulalı beri, tarihimizi okumaz olduk. Kendi tarihine yabancı kuşaklar yetişti Türkiye’de. Geçmişle aramıza bir Avrupa setti inşa ettik. Ve hiç utanç da duymadık bu setti inşa ederken.

Sayfamızda En Güzel Nuri Pakdil Sözleri Devamlı Olarak Güncellenecektir Sayfamızı Takip Edin!

Bunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.