En Güzel Kısa Aşk Şiirleri

En Güzel Kısa Aşk Şiirleri sayfamızda sizler için en özel, en güzel, romantik ve duygularınızı en iyi yansıtacak kısa aşk şiirlerini derledik.

Hemen hemen her insan muhakkak ki ömründe bir defa da bile olsa âşık olur. Elbette bu dönemlerde yoğun duygu ve düşüncelere sahip oluruz. İç dünyamızın derinliklerinde dolaşır ta oradan dilimize dökülen kelimeleri sevdiğimiz yani âşık olduğumuz insana mesaj olarak göndermek isteriz. Bazen de arama motorlarında En Güzel Aşk Kısa Aşk Şiirleri, Sevgiliye Kısa Aşk Şiirleri vs. gibi yazarların kaleminden süzülen şiirler bulmaya çalışırız.

Bizde bu sayfada bugüne kadar yazılmış çizilmiş en güzel kısa aşk şiirlerini derleyerek işinizi biraz olsun kolaylaştırmayı ve duygu dünyanızı yansıtacak en güzel kısa aşk şiirlerini sizlere sunmaya çalıştık. İşte En Güzel Kısa Aşk Şiirleri sizlerle…

En Güzel Kısa Aşk Şiirleri

SEVİYORUM SENİ

Seviyorum seni ekmeği tuza batırıp yer gibi

Geceleyin ateşler içinde uyanarak

Ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi

Ağır posta paketini, neyin nesi belirsiz,

 

Telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi,

Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi

İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık,

İçimde kımıldanan bir şeyler gibi,

Seviyorum seni. ‘Yaşıyoruz çok şükür’ der gibi.

 

HATIRLAMA

Sen akşamlar kadar büyülü, sıcak,

Rüyaların kadar sade, güzeldin,

Baş başa uzandık günlerce ıslak

Çimenlerine yaz bahçelerinin

 

Ömrün gecesinde sükûn, aydınlık

Boşanan bir seldi avuçlarından,

Bir masal meyvesi gibi paylaştık

Mehtabı kırılmış dal uçlarından.

 

SABAH

Serin rüzgârlara pencereni aç!

Karşında fecirle değişen ağaç,

Bak, seyret ağaran rengini ufkun

Mahmur gözlerinde süzülsün uykun.

Bırak saçlarınla oynasın rüzgâr

Gümüş çıplaklığı bir başka bahar

Olan vücudunu ondan gizleme.

Ne varsa hepsini boyun, saç, meme,

Esirden dudaklar okşasın sevsin

Mademki geceden daha güzelsin!

 

BÜTÜN YAZ

Ne güzel geçti bütün yaz,

Geceler küçük bahçede…

Sen zambaklar kadar beyaz

Ve ürkek bir düşüncede,

Sanki mehtaplı gecede,

Hülyan. Eşiği aşılmaz

Bir saray olmuştu bize;

Hapsolmuş gibiydim bense,

Bir çözülmez bilmecede.

Ne güzel geçti bütün yaz,

Geceler küçük bahçede

Yaşar Nabi Nayır (1908-15 Mart 1981)

ONAR MISRA

Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam,
Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak.
Gözlerine yavaşça, yavaşça doldu akşam…
Göklerin ateşini kalbime boşaltarak
Benim içimde yaktı sanki gurubu akşam.
Senin kirpiklerinde bir damla oldu akşam.
Gündüzden, gürültüden ve kâinattan ırak,
Akşamı seyredeyim bakışlarında bırak,
Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam,
Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak…

Eriyor fırtınanın hızı pencerelerde,
Soba ılık bir hava dağıtıyor içerde,
Ateşin karşısında yüzün kızıllaşıyor.
Yanan ince dalların hafif çıtırtıları
Bize unutturuyor dışarda yağan karı,
Saadet içimizden bir sel gibi taşıyor.
Ah bu kış geceleri, bu en güzel geceler!
Bir yığın sözden fazla tesir eden heceler:
Canım, kızım, yavrucum, benim bir tane yavrum,
Seni bilsen ne kadar ne kadar seviyorum.

İnanmak, ah, bir çocuk saffetiyle inanmak…
Gözlerin, sevgilinin, dalınca gözlerine
Bütün muhabbetine ve bütün sözlerine
Nihayetsiz bir huzur hasretiyle inanmak.
Şüpheyi içerinde kırıp ta bir dal gibi,
İnanmak deli gibi, inanmak aptal gibi,
Her yalana kananın illetiyle inanmak…
İnanmak fazilete, şeytana ve ahrete,
Ve mesut olmak için inanmak saadete,
İnanmak, ah, bir çocuk saffetiyle inanmak…

Romantik Kısa Aşk Şiirleri

O VE BEN

Sana koşuyorum bir vapurun içinden

Ölmemek, delirmemek için…

Yaşamak; bütün âdetlerden uzak

Yaşamak…

Hayır değil, değil sıcak;

Dudaklarının hâtırası;

Değil saçlarının kokusu

Hiçbiri değil.

Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde

Ben onsuz edemem.

Eli elimin içinde olmalı,

Gözlerine bakmalıyım,

Sesini işitmeliyim.

Beraber yemek yemeliyiz.

Ara sıra gülmeliyiz.

Yapamam, onsuz edemem.

Bana su, bana ekmek, bana zehir;

Bana tat, bana uyku

Gibi gelen çirkin kızım,

Sensiz edemem!

En Güzel Kısa Aşk Şiirleri devam ediyor…

YEİS

Akşam üstleri geliyor

Tam insanlar işten çıkarken,

Salkım salkım tramvaylardan

Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor

Namussuz, akşam üstleri geliyor.

Neremden yakalıyor, bilmiyorum

Ben tam sevmeye hazırlanırken

On altı yaşındaki sevgilimi.

Elini elimle tutmak

Yirmi dört saatte bir

Sıcak bir lâf dinlemek isterken…

Rezil… Tam o saatlerde geliyor!

Sabahattin Ali (1907- 2Nisan 1948)

 

ÇOCUKLAR GİBİ

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı,

Kırlara yayılan ilkbahar gibi.

Kalbim her dakika hızla çarpardı,

Göğsümün içinde ateş var gibi.

 

Bazı nur içinde, bazı sisteydim,

Bazı beni seven bir göğüsteydim,

Kâh el üstündeydim, kâh hapisteydim,

Her yere sokulan bir rüzgâr gibi.

 

Aşkım iki günlük iptilâlardı,

Hayatım tükenmez maceralardı,

İçimde binlerce istekler vardı,

Bir şair yahut bir hükümdar gibi.

 

Hissedince sana vurulduğumu,

Anladım ne kadar yorulduğumu,

Sakinleştiğimi, durulduğumu

Denize dökülen bir pınar gibi.

 

Şimdi şiir bence senin yüzündür,

Şimdi benim tahtım senin dizindir,

Sevgilim. Saadet ikimizindir,

Göklerden gelen bir yadigâr gibi.

 

Sözün şiirlerin mükemmelidir,

Senden başkasını seven delidir,

Yüzün çiçeklerin en güzelidir,

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi.

 

Başını göğsüme sakla sevgilim,

Güzel saçlarında dolaşsın elim.

Bir gün ağlayalım. Bir gün gülelim,

Sevişen yaramaz çocuklar gibi.

Ahmet Muhip Dıranas (1909- 27 Haziran 1980)

En Güzel Kısa Aşk Şiirleri devam ediyor…

SERENAD

Yeşil pencerenden bir gül at bana,

Işıklarla dolsun kalbimin içi.

Geldim işte mevsim gibi kapına

Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

Açılan bir gülsün sen yaprak yaprak,

Ben aşkımla bahar getirdim sana;

Tozlu yollarından geçtiğim uzak

İklimden şarkılar getirdim sana.

Şeffaf damlalarla titreyen, ağır

Koncanın altında bükülmüş her sak.

Senin için dallardan süzülen ıtır,

Senin için karanfil, yasemin, zambak…

Bir kuş sesi gelir dudaklarından;

Gözlerin, gönlümde açan nergisler.

Düşen öpüşlerdir dudaklarından

Mor akasyalarda ürperen seher.

Pencerenden bir gül attığın zaman

Işıkla dolacak kalbimin içi.

Geçiyorum mevsim gibi kapından

Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.

ETKİLEYİCİ KISA AŞK ŞİİRLERİ

DESEM Kİ…

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,

Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,

Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,

Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,

Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,

Sende tattım yemişlerin cümlesini.

Desem ki sen benim için,

Hava kadar lâzım,

Ekmek kadar mübarek,

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin!

Desem ki…

İnan bana sevgilim inan,

Evimde şenliksin, bahçemde bahar;

Ve soframda en eski şarap.

Ben sende yaşıyorum,

Sen bende hüküm sürmektesin.

Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,

Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.

Günlerden sonra bir gün,

Şayet sesimi fark edemezsen,

Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,

Bil ki ölmüşüm.

Fakat yine üzülme, müsterih ol;

Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,

Ve neden sonra

Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,

Hatırla ki mahşer günüdür

Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

Rıfat Ilgaz (1911-7 Temmuz 1993)

 

GİDİŞİNİ ANLATIYORUM

Sen gidiyorsun ya işine yetişmek için

Saçlarını, gözlerini, ellerini

Neyin varsa toplayıp gidiyorsun ya

Her seferinde bir şey unutuyorsun sıcak

Termometrede yükselen çizgi çizgi

Kim bilir nerelerde soğuyorsun.

 

Senin gözbebeklerin var ya kadın kadın gülen

İnsan insan bakan gözbebeklerin

Beni tutsa tutsa gözlerin tutar ayakta

Beni yıksa yıksa gözlerin yerle bir eder

 

Ne gelirse onlardan gelir bana Bar

Çalışma gücü yaşama direnci

Mutluluk gibi kazanılması zor

Mutluluk gibi yitirilmesi kolay

 

Bir açarsın ki mutluyum

Bir kaparsın her şey elimden gitmiş

Bedri Rahmi Eyüboğlu (1913-21 Eylül 1975)

 

KARIMA

Sofalar seninle serin

Odalar seninle ferah

Günüm neşeyle uzun

Yatağında kalktığım sabah

Elmanın yarısı sen yarısı ben

Günümüz gecemiz evimiz barkımız bir

Mutluluk bir çimendir bastığın yerde biter

Yalnızlık gittiğin yoldan gelir

 

SENİNLE SENSİZ

Sen gelince bir mutluluk ülkesiyim,

Cıvıl cıvıl;

Az gelişmiş toplum gibi, sen gidince,

Boynum bükük.

Fazıl Hüsnü Dağlarca (1914- )

En Güzel Kısa Aşk Şiirleri devam ediyor…

MAVİ RANDEVU

Mavi bir elbiseyle gelmiştin, gökyüzü maviydi…

Getirdiğin rüzgârla ev kokuyordun.

Kolun koluma değiyordu, omzun omzuma…

Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi.

Bin dokuz yüz kırk iki baharıydı

Bahçeli pencereler önünde geziyorduk,

Gözlerimiz buluşuyordu, ürperiyordum

Gökyüzü maviydi, mendilin maviydi

Sıcak nefesin yüzüme değiyordu

‘Evlenebilir miyiz’ diye sormuştum,

Yürüyüşün değişmiş, yüzün pembeleşmişti;

Mavi elbiseler içindeydin, gökyüzü maviydi.

Elini elime verdin, ayrılıyorduk,

Gözlerin gözlerimde, dudakların ıslak,

‘Sık sık konuşalım’ demiştin; gittin…

Mendilin maviydi, gökyüzü maviydi…

 

SEVİNCİN YARISI

Kuşlar yağmur yağdırır da

Yağmur güneşe vururdu ya

Ben sana gelirdim

Sevincin yarısı ağzımda

Zambağa birikir sabahlar

Ovalar atlara binerdi

Kulesine koşuşunca deniz

Cebimde geceden yıldızlar

Arılarla ballarla kanımda

Yüreğim avuç olurdu da

Sonra çeşme de olurdu ya

Mutsuz dönüşler ayında

Ben sana gelirdim.

Cahit Külebi (1917- )

 

DAĞ BAŞINDA

Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular,

Rüzgârlara, kuşlara, bulutlara yakın,

Senin etinden, tırnağından ayrı,

Senin kokundan uzak.

Benim güzelim,

Benim ceylan bakışlım,

Benim kafamın ateşi,

Yüreğimdeki.

Mümkün mü şu anda rüzgâr olmak, kuş olmak,

Şu anda üç dört portakal almak, getirmek sana,

Sana tuzlu badem,

Kabak çekirdeği.

Şu anda hiçbir şey mümkün değil.

Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzağım ben.

Şu anda sadece yalnızlık ve kahır.

Hayır, güzelim,

Hayır, ceylan bakışlım,

Hayır, kafamın ateşi, hayır,

Hayır, yüreğimdeki.

Şu anda mümkün ve güzel olan tek bir şey vardır:

Yanarak sevmek seni.

 

‘NE BÖYLE SEVDALAR GÖRDÜM NE BÖYLE AYRILIKLAR’

Ne zaman seni düşünsem

Bir ceylan su içmeye iner

Çayırları büyürken görürüm.

Her akşam seninle

Yeşil bir zeytin tanesi

Bir parça mavi deniz

Alır beni.

Seni düşündükçe

Gül dikiyorum elimin değdiği yere

Atlara su veriyorum

Daha bir seviyorum dağları.

 

Duygusal Kısa Aşk Şiirleri

YAĞMUR KAÇAĞI

Elimden tut yoksa düşeceğim

Yoksa bir bir yıldızlar düşecek

Eğer şairsem beni tanırsan

Yağmurdan korktuğumu bilirsen

Gözlerim aklına gelirse

Elimden tut yoksa düşeceğim

Yağmur beni götürecek yoksa beni

Geceleri bir çarpıntı duyarsan

Telâş telâş yağmurdan kaçıyorum

Sarayburnu’ndan geçiyorum

Akşamsa eylül’se ıslanmışsam

Beni görsen belki anlayamazsın

İçlenir gizli gizli ağlarsın

Eğer ben yalnızsam yanılmışsam

Elimden tut yoksa düşeceğim

Yağmur beni götürecek yoksa beni

 

BEN SANA MECBURUM

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum

Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor

Bu şehir o eski İstanbul mudur

Karanlıkta bulutlar parçalanıyor

Sokak lambaları birden yanıyor

Kaldırımlarda yağmur kokusu

Ben sana mecburum sen yoksun

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur

İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur

Tutsak ustura ağzında yaşamaktan

Kimi zaman ellerini kırar tutkusu

Birkaç hayat çıkarır yaşamasından

Hangi kapıyı çalsa kimi zaman

Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Fatih’te yoksul bir gramofon çalıyor

Eski zamanlardan bir cuma çalıyor

Durup köşe başında deliksiz dinlesem

Sana kullanılmamış bir gök getirsem

Haftalar ellerimde ufalanıyor

Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem

Ben sana mecburum sen yoksun

Belki Haziran’da mavi benekli çocuksun

Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor

Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden

Belki Yeşilköy’de uçağa biniyorsun

Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor

Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin

Kötü rüzgâr, saçlarını götürüyor

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Bu kurtlar sofrasında belki zor

Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden

Ne vakit bir yaşamak düşünsem

Sus deyip adınla başlıyorum

İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin

Hayır başka türlü olmayacak

Ben sana mecburum bilemezsin

En Güzel Kısa Aşk Şiirleri devam ediyor…

PİA

Ne olur kim olduğunu bilsem pia’nın

Ellerini bir tutsam ölsem

Böyle uzak uzak seslenmese

Ben bir şehre geldiğim vakit

O başka bir şehre gitmese

Otelleri bomboş bulmasam

İçlenip buzlu bir kadeh gibi

Buğulanıp buğulanıp durmasam

Ne olur sabaha karşı rıhtımda

Çocuklar pia’yı görseler

Bana haber salsalar bilsem

İçimi büsbütün yıldız basar

Bir hançer gibi çıkıp giderdim

Ben bir şehre geldiğim vakit

O başka bir şehre gitmese

Singapur yolunda demeseler

Bana bunu yapmasalar yorgunum

Üstelik parasızım pasaportsuzum

Ne olur sabaha karşı rıhtımda

Seslendiğini duysam pia’nın

Sırtında yoksul bir yağmurluk

Çocuk gözleri büyük büyük

Üşümüş ürpermiş soluk

Ellerini tutabilsem pia’nın

Ölsem eksiksiz ölürdüm

 

ÜÇÜNCÜ ŞAHSIN ŞİİRİ

Gözlerin gözlerime değince

Felâketim olurdu ağlardım

Beni sevmiyordun bilirdim

Bir sevdiğin vardı duyardım

Çöp gibi bir oğlan ipince

Hayırsızın biriydi fikrimce

Ne vakit karşımda görsem

Öldüreceğimden korkardım

Felâketim olurdu ağlardım

Ne vakit maçkadan geçsem

Limanda hep gemiler olurdu

Ağaçlar kuş gibi gülerdi

Bir rüzgâr aklımı alırdı

Sessizce bir cigara yakardın

Parmaklarımın ucunu yakardın

Kirpiklerini eğerdin bakardın

Üşürdüm içim ürperirdi

Felâketim olurdu ağlardım

Akşamlar bir roman gibi biterdi

Jezabel kan içinde yatardı

Limandan bir gemi giderdi

Sen kalkıp ona giderdin

Benzin mum gibi giderdin

Sabaha kadar kalırdın

Hayırsızın biriydi fikrimce

Güldü mü cenazeye benzerdi

Hele seni kollarına aldı mı

Felâketim olurdu ağlardım.

Ümit Yaşar (1926- 4 Kasım 1984)

Sevgiliye Kısa Aşk Şiirleri

SEVİ ŞİİRİ

Ben senin en çok sesini sevdim

Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi

Önce aşka çağıran, sonra dinlendiren

Bana her zaman dost, her zaman sevgili

 

Ben senin en çok ellerini sevdim

Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak

Nice güzellikler gördüm yeryüzünde

En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

 

Ben senin en çok gözlerini sevdim

Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil

Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar

Hiçbiri gözlerin kadar anlamlı değil

 

Ben senin en çok gülüşünü sevdim

Sevindiren, içinde umut çiçekleri açtıran

Unutturur bana birden acıları, güçlükleri

Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

 

Ben senin en çok davranışlarını sevdim

Güçsüze merhametini, zalime direnişini

Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında

Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

 

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim

Tüm çocuklara kanat geren anneliğini

Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada

Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

 

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim

Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni

Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim

Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni…

 

BEYAZ GÜVERCİN

Süzülüp mavi göklerden yere doğru

Omuzuma bir beyaz güvercin kondu

 

Aldım elime, usul usul okşadım

Sevdim, gençliğimi yeniden yaşadım

 

Bembeyazdı tüyleri, öyle parlaktı

Açsam ellerimi birden uçacaktı

 

Eğildim kulağına; dur, gitme dedim

Hareli gözlerinden öpmek istedim

 

Duydum; avuçlarımda sıcaklığını

Duydum; benden yıllarca uzaklığını

 

Çırpınan kalbini dinledim bir süre

Ve uçmak istedim onunla göklere

Ak güvercinin iri gözleri vardı

Güzelliğinden fışkıran bir pınardı

 

Soğuk sularından içtim, serinledim

Çağlayan bir nehrin sesini dinledim

 

Belki buydu sevmek hayat belki buydu

Işıl ışıldım, gözlerim dopdoluydu

 

Bir nağme yükseldi sevinçten ve hazdan

Bir nağme yükseldi, güzelden beyazdan

 

Uzattı sevgiyle pembe gagasını

Birden öğrendim hayatın manasını

 

Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış

Seninle bir çift güvercin olmak varmış

 

BİR PINARSIN

Bir pınarsın, içilen ama hiç kanılmayan

Seveni yanıltmayan, sevince yanılmayan

Özlenen sen, özleyen sen, özleten sen

Varken doyulmayansın, yokken dayanılmayan.

 

UNUTAMIYORUM

Unut demek kolay gel bana sor bir de

Unutamıyorum işte unutamıyorum

Bir şey var şuramda beni kahreden

Şuramda tam yüreğimin üstünde

Çakılı duran bir şey var

Elimde değil söküp atamıyorum

Dalıp dalıp gidiyor gözlerim derinlere

Kimi görsem biraz sana benziyor

Seni hatırlatıyor şu bulut şu gökyüzü

Şu kayalıkları döven deniz

Şu hüzünlü melodi şu napoliten şarkı

Bir zamanlar beraber dinlediğimiz

Boyuna seni düşünüyorum durmadan usanmadan

Şimdi diyorum o ne yapıyor acaba

O güzelim gözleri kime bakıyor

O canım elleri nerde

Oysa günler o günler değil

Akşamlar o akşamlar değil

Ve kalan şimdi sade özlemin gecelerde.

Durup durup seni büyütüyorum içimde

Seninle acılar büyütüyorum

Yeni yeni kederler büyütüyorum dayanılmaz

Kirli sular yürüyor iliklerime

Bir zehir karışıyor kanıma anlıyor musun

Bir daha görsem seni diyorum bir daha görsem

Bir gün olsun bir dakika olsun

Unut demek kolay, gel bana sor bir de

Hatırladıkça gözyaşlarımı tutamıyorum

Dilimin ucunda sen

Başımın içinde sen

Kader misin, ecel misin nesin sen

Unutamıyorum işte unutamıyorum.

 

BİR GÜN

Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde

Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa

Bir sıcacık duyarsan üşüyen ellerinde

Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa

Bil ki seni düşünüyorum

Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, açıl

Örtün karanlıkları masmavi denizlerde

Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl

O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde

Bil ki seni bekliyorum

Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak

Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar

Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak

Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar

Bil ki seni istiyorum

Gecelerden bir gece uyanırsan apansız

Uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse

Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız

Ve bir gün kalbimde bir sarı çiçek biterse

Bil ki seni seviyorum

 

ÇİGAN GÖZLER

Şarkısız ve sensiz kaldığım nice akşamlar

Gözlerin geçer aklımdan özlemler içinde

Gözlerin bir çigan müziği güzelliğinde

Kirpiklerinde keman bebeklerinde gitar.

İç ürperten sesin her gece odama dolar

Bir buğu yükselircesine göğe kadehten

Nasıl başım döner nasıl mest olurum bilsen

Ağlarım saçlarında gün doğuncaya kadar

Mutluluk bir ateştir uzaklarda yaktığın

Ki binlerce yay çekilircesine derinden

En hazin şarkıları dinlerim gözlerinden

Büyür gitgide hüznü içimde yalnızlığın

Dinlerim o hiç susmak bilmeyen çiganları

Ve bir musiki halinde geçen zamanları

Turgut Uyar (1927- 22 Ağustos 1985)

 

ÇOKLUK SENİNDİR

Özenle soyduğum şu elma söyle şimdi kimindir

Özenle ne yapıyorsam bilirsin artık senindir

Suya giden bir adam meselâ omuzunu eğri tutsa

Güneş su ve adamın omzundaki eğrilik senindir

Ayağa kalkarsın, adına uygunsun ve haklısın

Kararan dünya bildiğin gibi sık sık senindir

Kararan dünya, yeni bir güle bir ateş parçasıdır

Bir ateş parçasından arta kalan soylu karanlık senindir

Bir deneyli geçmişi aldın geldin yeniyi güzel boyadın

Ben bilirim sen de bil ilk aydınlık senindir

Benim sevdiğim su senin suyunun öz kardeşidir

Senin soyunun bıraktığı güçler artık senindir

Çünkü bir silâh gibi tutarsın tuttuğun her şeyi

Her yeri bir uyarma diye tutan ıslık senindir

Senindir ey sonsuzveren ne varsa hayat gibi

Tutma soluğunu, genişle, öz ve kabuk senindir

Ey en güzel görüntüsü çiçeklere dökülen bir çavlanın

Aşkım, sonsuzum, bu dünyada ne var ne yok senindir

 

HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni, anlatabilmek seni.

İyi çocuklara, kahramanlara,

Seni, anlatabilmek seni,

Namussuza, haldan bilmez,

Kahpe yalana.

Ard-arda kaç zemheri,

Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.

Dışarda gürül-gürül akan bir dünya…

Bir ben uyumadım,

Kaç leylim bahar,

Hasretinden prangalar eskittim.

Saçlarına kan gülleri takayım,

Bir o yana,

Bir bu yana…

Seni bağırabilsem seni,

Dipsiz kuyulara,

Akan yıldıza.

Bir kibrit çöpüne varana,

Okyanusun en ıssız dalgasına

Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,

Yitirmiş öpücükleri,

Payı yok, apansız inen akşamdan,

Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,

Seni, anlatabilsem seni…

Yokluğun. Cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum, kapama gözlerini…

Bunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.