En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri

En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri, Uzun, Kısa, Ünlü, Popüler, En Sevilen, Unutulmaz, Güzel Anlamlı Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri, Edip Cansever Aşk Şiirleri ve Sözleri, Edip Cansever En Çok Okunan Şiiri, Sevda, Özlem, Ayrılık Şiirleri, Atatürk Şiirleri, Edip Cansever Umuş, Yerçekimli Karanfil, Bakmalar Denizi, Boşversene, Seni Günlere Böldüm, Ben Ruhi Bey Nasılım, Gelmiş Bulundum, Mavi Huydur Bende, Adsız Bir Çiçek, Aşklar İçinde, Bir Gün, Bitti O Sevda, Çiçekleri Sulasan, Gül Kokuyorsun, Çember, Dirlik Düzenlik, Gidemeyiş Şiiri, Sözleri ve Dizeleri

8 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğan ve 28 Mayıs 1986’da hayatını kaybeden Edip Cansever Türk Edebiyatının önde gelen şairlerinden biridir. II. Yeni anlayışı içinde yazdığı şiirleri ile tanınmıştır.  Sizler için En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri hakkında geniş bir derleme yaptık. En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri seçkisinde şairin en sevilen mısralarını sizlerle buluşturuyoruz. En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri, Uzun, Kısa, Ünlü, Popüler, En Sevilen, Unutulmaz, Güzel Anlamlı Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri, Edip Cansever Aşk Şiirleri ve Sözleri, Edip Cansever En Çok Okunan Şiiri, Sevda, Özlem, Ayrılık Şiirleri, Atatürk Şiirleri, Edip Cansever Umuş, Yerçekimli Karanfil, Bakmalar Denizi, Boşversene, Seni Günlere Böldüm, Ben Ruhi Bey Nasılım, Gelmiş Bulundum, Mavi Huydur Bende, Adsız Bir Çiçek, Aşklar İçinde, Bir Gün, Bitti O Sevda, Çiçekleri Sulasan, Gül Kokuyorsun, Çember, Dirlik Düzenlik, Gidemeyiş Şiiri, Sözleri ve Dizeleri sayfamızda bir araya getirildi. İşte En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri 

En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri

En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri

Seni Günlere Böldüm

Seni günlere böldüm, seni aylara

Daha yıllara, yüzyıllara böleceğim

Ve her zaman söyleyeceğim ki beni anla

Böyle eskitilmiş de olsa bu kalbi

Minesi çatlamış bir diş gibi durduracağım karşında.

 

Şiirler söylenir, şiirler biter

Biz bu sevdayı neresine sakladıktı sen ona bak da

Kahverengi avuçlarına mı gözlerinin

Tam oradan mı kahverengi yağan bir aydınlığa.

 

Bütün günler yenileşir her bekleyişte

Ve bütün dünler, bütün geçmişler

Kapını açarsın ki bir de, hiç kimseler yok

Çaresiz, benim sana gelişim de hep böyle.

 

Dün akşama doğru turuncu bir bulut geçti

Sonra bütün bulutlar hep birden geçti

Anılar, anılar, belki hepsi bir kelime.

Umuş

bütün iyi kitapların sonunda

bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda

meltemi senden esen

soluğu sende olan

yeni bir başlangıç vardır

 

parmağını sürsen dünyaya, rengini anlarsın

gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın

onu işitsen, yuvarlağı sende kalır

her başlangıçta yeni bir anlam vardır.

 

nedensiz bir çocuk ağlaması bile

çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.

 

Her Sevda

Her sevda başlangıçtır bir yenisine

Öteki başkaldırır daha bitmeden biri

Biz isteyelim istemeyelim sürüp gider böylece.

 

Baksak ki unutmuşuz günün birinde her şeyi

Ne o sevdalar, ne ölümsüz sözler kalmış

Toplasak toplasak hepsini işte

Onca sevda bir sevdayı yaratmış

Döner durur başımızın üstünde

Gözlerden ağızlardan saçlardan

Ellerden omuzlardan yapılmış bir hâle.

 

Ve çınlar herbiri bir silahın yankısı gibi

Bir yaşam boyu biz tetiği çektikçe.

 

Gelmiş Bulundum  

Ben mişim—neymiş?—su sesiymiş

Oymuş—cam kırıkları gibi gövdemi yakan—

Yanağında sardunya kokusuyla yazdan

Kimmiş o gelen ya giden kimmiş

Bir yabancı mı, yoksa bir ermiş

Değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.

 

Güneş mi batarmış bir özel isim bitirir gibi

Yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan

Ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan

Kim koparmış dalından bu yabani incirleri

Ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri

Ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.

 

Yıldızlar, büyülü ülke, adımı unutturan

Bir kaya, bir ot, bir akarsu

Hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu

Ki bütün ölüleri sığa çıkaran

Ve kenti bir ölüm derinliğine salan

Yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.

 

Şiirler yazdım, kitaplar okudum

Elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum

Derinlerde kaldım böyle bir zaman

Kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan

Ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları

Söylesin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.

Edip Cansever Anlamlı Şiirleri 

Gözleri

Sanki hiçbir şey uyaramaz

İçimizdeki sessizliği

Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey

Gözleri getirin gözleri.

 

Başka değil, anlaşıyoruz böylece

Yaprağın daha bir yaprağa değdiği

O kadar yakın, o kadar uysal

Elleri getirin elleri

Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk

Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi.

 

Mavi Huydur Bende

Hayat hiç mavi yerinden vurmadı…
Çünkü ben maviyi beyazı koruyan masumiyet olarak tanırım.
Karanlığı görünür kılan bir renktir mavi, öyle bilirim… sürükleyendir, bitmeyendir.
Mavi olarak anlatmalıyım herşeyi…
Kaldırın başınızı gökyüzüne, görmek istediğinizi değil, gördüğünüzü söyleyin bana!
Yaşamın ta kendisidir mavi.
Belkide sadece bu yüzden ölmeye değil, yaşamaya mahkum edilmiştir.
Maviyi soruyordun, gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi?
Bir renk değildir, mavi huydur bende ve benim yetinmezliğimdir ve herkesin yetinmezliğidir.
Belki denecektir ki bir süre ve denenecektir bir akşamüstünü düşünmek bir akşamüstünü düşünmekten başka nedir ki, gönül gözüm görendedir, derinler mavidir…

Gidemeyiş 

Güz ve kış ve ilkbahar geçti

Yaz çarçabuk geçti

Hepsi tekrar tekrar geçtiler

Bu bana uzun geldi

 

Gecem avurtlarım gibi çöktü

Ve çöktüm

Sabahım, sabahlarım

Kabından taşan sütler gibi büyüdü

Ve taştım

Gün güne taşındı, yıl yıla

Gitmedim, gidemedim

 

Ki dedim

Bana söz vermeliydi biri

Sesi uzaklardan gelen

Görünmez yıllarla ilgili.

 

Sevda Bir Ateş Buldu Sende

Sevda bir ateş buldu sende, eğilip öptü seni

Artık kimse denizi bilmiyor.

 

Dirseklerini masaya koyuşundan belli

Gelip geçen bir günü bitirmek istemediğini

Sevda bir umut buldu sende.

 

Ey bir yolcu listesinde bir ölüyü arayan

Artık kimse gözlerini bilmiyor.

 

Şunu imzala

Bir mektup, bir telgraf alındısı değil

Unutulmuş bir sevdadır kapısını çalan

Ve sevimsiz bir terlik gibi duran odan

Kimse artık bir şey giymek istemiyor.

 

Sonra bir pencereden kendine

Ayışığı gibi vuran sen

Ne sana na başkasına benziyor.

 

Ve işte bir dip balığı su boşluğunda

Çırparaktan yüzgeçlerini

Hiç kimseye uymayan bir mevsim öneriyor

En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri devam ediyor.

Edip Cansever Aşk Şiirleri

Adsız Bir Çiçek 

Rengini dünyaya ilk defa sunan

Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim

Sevgilim

Bana “sen bir şairsin” dediğin zaman.

 

Yalnız sana yazıyorum bu şiiri

İstersen bir şiir gibi okuma

Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu

Soğuklar başlayınca havalanıp

Millerce yol katettikten sonra

Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.

 

Ve yazmış olacağım bir de

Her dönemde her çağda

Sevdanın kendine özgü diliyle

Aşkın Radyoaktivitesi

Aşkı duydum mu bir başıma kalıyorum

Kasıklarımı ovuyorum bir güzel

En küçükleri var ya ayak parmaklarımın

İlk peşin onları görüyorum.

 

Bir çelik mavisi damar tam da çenemin üstünde

Çoğu zaman gün ışığında seçtiğim

Tıp tıp atıyor yüzümün kenarcığında

Saçlarım kapkalın geliyor elime.

 

Gündüzün, ama tam gündüzün oluyor bu iş

Kirlerim, pis kokularım bellıyken iyice

Soluyup dururken, birşeyler geçirirken aklımdan

Uzanıp kalıyorum ta pencerenin dibinde.

 

Yukarıyı düşünüyorum, bir aşağı katta oluşumdan

Dört duvar, bir buz dolabı, naylona benzer bir gök

Bütün o zehir gibiliği soğumus seylerin

Anlıyorum bir aşk akımıdır dolanıyor üstümde.

 

Durmadan aşklanıyorum ama hep böyle

Karanfiller gibi taze omzum, dizlerim, ayaklarım

Toplanıp gidiyor derken o deli fişek şey

Gün gibi parlıyor tırnaklarım.

 

Bitti O Sevda

Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların

Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti

İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz şey

Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği

Kaybetti kumarda gözlerim

Kaybetti kumarda gözleri.

 

Bir koru rüzgârlandı göğüs boşluğumuzda sanki

Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden

Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine

Yani her soluk alıp verişimizde bizim

Bir mekik gibi kalbin

Bir mekiği gibi kalbim

İşleyip durdu bu yitikliği yeniden.

 

Ne kaldı

Farkında mısın bilmem

Gündüzler…

Gündüzler biraz azaldı.

 

Masa Da Masaymış Ha

Adam yaşama sevinci içinde

Masaya anahtarlarını koydu

Bakır kâseye çiçekleri koydu

Sütünü yumurtasını koydu

Pencereden gelen ışığı koydu

Bisiklet sesini çıkrık sesini

Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya

Aklında olup bitenleri koydu

Ne yapmak istiyordu hayatta

İşte onu koydu

Kimi seviyordu kimi sevmiyordu

Adam masaya onları da koydu

Üç kere üç dokuz ederdi

Adam koydu masaya dokuzu

Pencere yanındaydı gökyüzü yanında

Uzandı masaya sonsuzu koydu

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

Masaya biranın dökülüşünü koydu

Uykusunu koydu uyanıklığını koydu

Tokluğunu açlığını koydu.

 

Masa da masaymış ha

Bana mısın demedi bu kadar yüke

Bir iki sallandı durdu

Adam ha babam koyuyordu.

 

Buz Gibi

Aşk iyidir bak

Duyumunu artırır insanın

Hele don gömlek sabahları

Tıraş olacağını duyarsın

Yeni gömleğini giyeceğin gelir

Bir yeni biçim eklersin insan olacağa

Masaya, merdivene, aynalı dolaba

Derken ardından sipin işi bir kahvaltı

Amanın dersin bu ne delice gidiş

Paldır küldür açar mıydı fıstık ağacı

İspinoz düşünür müydü

Deli olan kaşınır mıydı

Kolların upuzun Walt Whitman\’ı okumaktan

Ağzın desen bir karış açık

Sokaklar yok mu, o sokaklar

Önce bir yeşile işkilli

Evlerde büyümeler, alıp başını gitmeler olacak

Kızıp duracaksın üstüne başına konan toza

Televizyondaki ise

Usanmak, hızını eksiltmek dendi mi

Cin ifrit kesileceksin birden.

 

Hey gidi duyumuna yandığımın dünyası

Alıp vereceğin olacak ille

Aşk maşk buz gibi yaşayacaksın.

 

Biz Bu Şafak Vaktinin 

Biz bu şafak vaktinin neresindeyiz

Öyle bir umut gibi gelip geçecek

Yalnızım, yalnızsın, bize kim gülümseyecek.

 

Ve onlar sevdasını söylemeden bir sokağa sapanlar

İçlerinde nane olan bir yerlerden geçecek

Bir soğuk yüreğe oyarak soğukluğu

Ya da onlar mı ki akşamlara dek bir bilardo oyuncusu

Biri bir zincirle ya da bir şapka kenarıyla özdeşleşerek

Birdenbire kaldırabilir ki eğik boynunu

Ne çabuk

Evet, ne çabuk, akşam oldu mu.

 

Arklardan yüze yüze geçen anılar

Toplasak, toplasak, neye benzetsek

Kilosu on liradan elmalar tam sıfıra düşecek.

 

Bir yanda yokluk içinde, bir yanda

Ey sonbahar, ey o büyük çiçek.

 

O Mavilik Derdi

Beni uykudan uyandırır uyandırmaz

Dünyanın bütün huyları yüzünde

Ben bunlardan birini seviyorum en çok

Sana bir nar kesip uzatıyor ya doğa

Tutsam tanelerini

Sevincin gözyaşları derdim buna.

 

Bir süre bakışıyoruz karşılıklı

Ben uykudan uyanır uyanmaz

Benimle şiir gibidir bu

Tam karşımda ama yazılmamış

Durmadan bileniyor aklımda.

 

Seni unutarak baktığımda bile

Dünyanın her yerlerinden geçiyorsun

Yayılıyorsun kalabalıklara

Yalnız yayılmak mı

Aşkın en büyüğü, en dayanılmazı demeli buna.

 

Özlenirsin, alabildiğine varsın da

Daha da var oluyorsun gün günden

Olgun bir meyva gibi güleceksin zamanla

Bir kadın da değilsin, bir kişi de değilsin

Bir kuş olsa mavilik derdi buna.

Bir Taş Atarsın…

Bir taş atarsın, taş nereye düşerse

Mutlaka bir köşebaşıdır

Çünkü yüreğin daralmıştır ve kıştır

Kullanılmamış bir sicim gibidir soğuk

İşte bak her kestaneciye sapsarı bir köşebaşı kalmıştır.

 

Şimdi bir şamandıra denizin yüzünde

Durulmamış bir anı gibi kendini salmıştır.

 

İçimizde birbiriyle konuşan yaprak bolluğu

Yalnızlık bir başına kalmıştır.

 

Bir Gün 

O “bir gün”

Yuvalanmış sanki içinizde

Buğulu cam tıpkı

Hiçbir şey görünmüyor

Besbelli dışınızdan bakıyor size.

 

Yokuş aşağı, yokuş yukarı

Düzlerde, eğrilerde

Yansır ondan size her ışık

Bırakılmış bir bıçaktan döğüşte.

 

Beklemek, avuntu–bir silah patladı uzakta–

Yakında bir tel koptu

Durmanın durgunluğu–yeterse–

Sürsün bir süre böyle–ne çıkar–

Emzirsin içinizi o sonbahar bulutu.

 

Gelecekte, dediniz–ama ne zaman–

Kim bilir, belki de geçmişte

Yağmurlardan kalan kimsesizliğin

Saklıdır acısı o “bir gün” de

 

“Bir gün” buluşuruz–çok iyi–

:Bir gün” dü, hani nasıl–silinti–

Gerisi döküntü günler

Ola ki beslemekte “bir gün”ü hepsi

 

İnfilak

Ben gidince hüzünler bırakırım

Bu senin yaşadığındır

Bir ev sıkılır kadınlardaki

Bir adam sıkılır kadınlardaki

Seni sevmek bu kadar mı

O benim yaşadığımdır.

 

Bazan da bir yerde kuşlar vardır

Ne uçmak, ne görünmek için

Bir karanfil pencereyi deler

Bir kapı kendiliğinden kapanır

İstesek sevişirdik, ama olmadı

Biz değil yaşayan acılardır.

 

Gitsem de her yerde biraz vardır

Hatırda zamansız bir plak

Bir otel kapısı, biraz istasyon

Vardır o seninle birlikte olmak

Buluşur çok uzaktan ellerimiz

Ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak.

En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri devam ediyor…

Uzak Yakınlık 

Soruyordun

İlkyaz işte

Uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz

Tenhalık böyle

 

Dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde

Beklesem hemen gelecek olduğun

Tam öyle olduğun

Oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda

Kırık dökük de olsa yanımda

Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda

O deniz ki aramızda hiç kımıldamadan

Erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun.

 

Yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan

İkimizdik, iki kişi değildik

Bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine

Birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin

Yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum

Sanki bir bakıma ayrılık böyle.

 

Karşılıklı otursak da ne zaman

Masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi

Bir tırnak yeşilinden gerisin geriye

Ayak bileklerimizden gerisin geriye

Bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma

Gereksiz ama yalnızlık böyle.

 

Bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu

Çıkarsak toplamak yerine

Her hüzün başka türlü olurdu

Ne yaparsan yap saati kurma

Öyle dağıldık ki hepimiz

Her günün geçmesi bir gerçek oluyor

Seninle her uzaklık gibi böyle..

 

Yerçekimli Karanfil

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde

Oysaki seninle güzel olmak var

Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi

Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda

Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

 

Sen karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte

Sen de bir başkasına  veriyorsun daha güzel

O başkası yok mu bir yanındakine veriyor

Derken karanfil elden ele.

 

Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle

Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil

Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk

Birleşiyoruz sessizce.

Ben Bu Kadar Değilim

Ben bu kadar değilim

Kışlada ölü bir zaman

Bir güzel at durdukça gider

Gittikçe döner bir bir güzel at durdukça

Askerim, benim ağzım kuşlardan.

 

Güneşi sormuyorum lekelenmiş dallardan

Dalları sormuyorum dallardan daha iyi

Yüzümü istiyorum bir süvari alayından

Ne yapsam istiyorum, ama istiyorum

Bir kişi bile değilim yalnızlıktan.

 

Bir kişi bile değilim yalnızlıktan

Gözlerim ormanlara asılı

Ağaçlar, kırlar ve şehirler geçiyor kaputumdan

O kadar geçiyorlar ki, sadece duruyorum

Bir an bir yerde ölümü tanımazlığımdan.

 

Ben bu kadar değilim

Kışlada ölü bir zaman.

 

İçinden Doğru Sevdim Seni 

İçinden doğru sevdim seni

Bakışlarından doğru sevdim de

Ağzındaki ıslaklığın buğusundan

Sesini yapan sözcüklerden sevdim bir de

Beni sevdiğin gibi sevdim seni

Kar bırakılmış karanlığından.

 

Yerleştir bu sevdayı her yerine

Yüzünde ter olan su damlacıklarının

Kaynağına yerleştir

Her zaman saklamadığın, acısızlığın son durağına

Gül taşıyan cocuğuna yerleştir

Ve omuzlarına daracık omuzlarına

Üşümüş gibisin de sanki azıcık öne taşırdığın

Tam oraya işte, uçsuz bucaksız bir düzlükten

Bir papatya tarlasıyla ayrılmış göğüslerine yerleştir

Ve esmerliğine bir de, eski bir yangının izlerinin renginde

Saçlarının yana düşüşüne, onları bölen ikiliğe

Alnından başlayan ve ayak bileklerinde duran

Yani senin olmayan, seni bir boşluk gibi saran hüzne Yerleştir onu bir kentin parça parça aklında tuttuğun

Kar taneleri gibi uçuşan

Ve her gün biraz daha hafifleyen semtlerine

Yerleştir bu sevdayı her yerine.

 

Ekledim ben tattığım her şeyi denizlere

Bildiğim ne varsa onlar da hep denizlerden

Sen de bir deniz gibi yerleştir onu istersen

Sevdayı

Ve köpüklendir

Ve yaşlandır ki işte kederi anlamasın

Ama dur, her deniz yaşlıdır zaten

Öğrenmez ama öğretir mutluluğu

Bizim sevdamız da öyledir, iyi şiirler gibi

Biraz da herkes içindir. Ve gelinciğin ikinci tadına benzemeli

Var eden kendini birincisinden

Yani bir sevdayı sevgiye dönüştüren.

 

Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen

Tanımadığın bir ülke gibi

İçinde yaşamadığın bir zaman gibi

Tam kendisi gibi mutluluğun

Beni bekliyorsun

Ve onu bekliyorsun beni beklerken.

En Güzel Edip Cansever Şiirleri ve Sözleri devam ediyor.

Bakmalar Denizi 

Bakmalar görüyorum bütün gün türlü bakmalar

Pencere bakması, sabahlar bakması, yeşil otlar bakması

Hepsi de beni buluyorlar, hepsi de bir yağmur uysallığında

Gördüm suyun ki yumuşak, gördüm ağacın ki katı

Gördüm ama şey, gördüm ama nasıl, gördüm ama bu kadar göz

Aynı bir gözler denizi, aynı bir o kadar canlı.

 

Bakmalar görüyorum, gök ortası gibi karşımda

Bulutta göz, uçakta göz, derinlikte göz

Göz oluyorlar birden, bu gözler de yatağa iç yapanları

Masaya üst yapanları bunlar, atlara atça parlaklık

Yılandan çöreklenmeyi, kediden uyuşmayı çıkaran bunlar da

İşte uzunlardan ayak, işte beyazlar beyazından kalabalığı

Bakmalar görüyorum durmadan göz olan bakmalar

Başlama gözleri, çocuklu, masallı, sinemalı.

 

Okşama gözleri vardı gel git eden parmaklarıma

Aşklardan gelenleri aşkı da bir kullanışlı yapan

Caz bakmaları, düğün bakmaları, dudaklar taşıyan bakmalar

Bakmalar, ateşte, suda havagazında

_Ateşten, sudan, havagazındandı gözleri-

Kar gözleri, soğuk -güzel,buğu gözleri hamamlarda

En harlısı bu: savaşlarda, en ışıksızı ölülerdeki

Bitti gözleri onlar bitti.

 

Aşklar İçinde

Birazdan akşam olacak sevgilim
Bütün heybetiyle akşam olacak
Sevgilim, diyorum, oysa kimsecikler yok yanımda
Bilmiyorum kime sevgilim dediğimi
Bildiğim bir şey varsa
O kadar yeni bir anlamda söylüyorum ki bu kelimeyi
Unutup birden zamanı ve yeri
Onunla bir günü kutluyorum coşarak
Onunla bir günü kutluyoruz sanki.

 

Gül Kokuyorsun 

gül kokuyorsun bir de

amansız, acımasız kokuyorsun

gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun

dayanılmaz birşey oluyorsun, biliyorsun

hırçın hırçın, pembe pembe

öfkeli öfkeli gül

gül kokuyorsun nefes nefese.

 

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun

ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle

sen koktukça düşümde görüyorum onu

düşümde, yani her yerde

yüzü sararmış, titriyor dudakları

şakakları ter içinde

tam alnının altında masmavi iki ateş

iki su

iki deniz bazan

bazan iki damla yaz yağmuru

mermerini emerek dağlarının

şiirler söylüyor gene

ölümünden bu yana yazdığı şiirler

kızaraktan birtakım şiirlere

büyük sular büyük gemileri sever çünkü

ve odur ki büyüklük

şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse

o zaman ölünce de şiirler yazar insan

ölünce de yazdıklarını okutur elbet

ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi

yaşamanın herbir yerinde.

 

gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun

bu koku dünyayı tutacak nerdeyse

gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün

herkes, hep bir ağızdan: gül!

ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek

saçların, alınların, göğüslerin üstüne

yüreklerin üstüne

bembeyaz kemiklerin

mezarsız ölülerin üstüne

kurumuş gözyaşlarının

titreyen kirpiklerin üstüne

kenetlenmiş çenelerin

ağarmış dudakların

unutulmuş çığlıkların üstüne

kederlerin, yasların, sevinçlerin

ve herşeyin üstüne bir gül işlenecek.

 

bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül

yıllarca esecek belki

ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah

göreceğiz ki

biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha

geceyi, gündüzü, yıldızları

görmemişiz hiç

tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

 

öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları

bu umutsuzlukları bırakın kardeşler

göreceksiniz nasıl

güller güller güller dolusu

nasıl gül kokacağız birlikte

amansız, acımasız kokacağız

dayanılmaz kokacağız nefes nefese.

 

Bilmez Miyim Hiç 

Bilmez miyim hiç bütün bu sözler ne der ona

Bu sözler ve bu sözlerin içinde çırpınan uzaklıklar

Dolaşıyorum bir başıma, ortalıkta kimsecikler yok

Kıyılar da bomboş, kır yolları da

Soluğumu duyuyorum ara sıra, bir onu duyuyorum

Duymuyorum belki de, biliyorum yalnızca

Ayaklarımın altında yaban naneleri, kekikler

Yol kenarında bir kapı, tahta

Peki, kim yitirmiş evini, ya da

Hangi yitikle yok olmuş o yapı

Kimbilir

Vuruyorum yokuş aşağı, kıyıya

Bir taşın üstüne oturuyorum

Ben oturur oturmaz

Çıkıyor kuytularından bütün görünümler

Ve ufak bir oyun oynuyor bana doğa

Alıp alıp götürüyor gözlerimi bıkmadan

Kısalıp uzayan bir çift yılan balığını andıran gözlerimi

Güneşin şavkından yuvarlanan çakıllara

Tam o sıra bir vapur yanaşıyor iskeleye uzun sürecek bir sonbahar taslağı gibi

Denize yeni sürülmüs bir tarlaya benziyor, uyanık, diri

Ve işin tuhafı bense

Alışıyorum gittikçe

Her gün bir parça daha alışıyorum yalnızlığıma

Ürperiyorum bir ara arkamdaki ayak sesinden

Ve bu yüzden mi bilmem

Durup bir süre çevreme bakar gibi yapıyorum

Sürüyle kus havalanıyor defnelerin içinden

Sürüyle, evet, hatırlıyorum birden

Nicedir unutmuşum saymayı bile günleri

Dağılıp gitmişler herbiri bir yana

Kuşlar gibi, onlar da

Benimse ne gidecegim bir yer

Ne de özlediğim bir şey var

Öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona

Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa

Böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük

Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.

 

Uzun bir cumartesiyi hatırlıyorum, saat on iki

Dalıp gidiyorum, düsünüyorum da, saat on iki

Bir sigara yakıyorum, bir kağıda bir iki dize yazıyorum

Yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha

Ama hiç kımıldamıyor, akrep de, yelkovan da

Yani tam böyle birşeye benziyor zaman

Yılgın ve çarpıcı renkler içinde pek kımıldamayan

Çıkageliyor sonra, saat on iki.

Edip Cansever Aşk Şiirleri

Anlıyorum 

Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi

Yalnızca bunun için uzun

Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da

Örneğin

Bir sevgiyi yontup onarmak için

Döğüşmek de sevgidir

Ve benim bildiğim kadarıyla

Her şeydir bir insan, her şeydir

Yalandır kısalığı yaşamın

Ve özellikle insan dediğimiz şey

İnançli bir insan soyunun parçasıysa.

 

Sonunda başbasa kalıyoruz gene

Başbaşa kalıyoruz doğayla ben

İşte az önce yağmur da başladı, cumartesi günlerden

On temmuz cumartesi

Bir vapur daha kalkıyor iskeleden

Ve yağmur hızlanıyor biraz

Uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak

Tam öyle yapıyorum

Şimdi yağmuru seviyorum, şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum.

Edip Cansever Ünlü Şiirleri

Yangın 

Dışarı çıkıyorsanız dikkat! çiçeklerle karşılaşmayın

Ya da koklamayın onları, iyisi mi yüzünüzü örtün şapkanızla

Ya da düşünmeyin hiç, ben bakın öyle yapıyorum

Neden diyeceksiniz, insandaki sevgiliyi eskitiyor bu çiçekler

Güneşe benzetiyorlar adamı, masaya vurmuş koyun bulutlarına

Pek tuhaf! ben de sahanda yumurtayı kıskanırım

Beni seviyorsanız dikkat! köşe başındaki camcıya sorun

O ne derse doğrudur, dalga geçmeyin adamla

Üstelik beni sevmek haşlanmış pirinçleri beyazlatır

Günaydın!

Sabahlarınız gibidir beni sevmek, horuzun renkleri gibidir

Beni sevdiniz mi yangındır artık parmaklarınız

Sizi görmüyor muyum dikkat! trenlere çikolata yediriyorum

Bunu her zaman yapıyorum, akılla oynamak yani

Öyle trenler var ki insanı şımartıyor

Çıkıp kuruluyorum pencere yanına gel keyfim gel

Gidip duruyorum böylece, adımı bileceksiniz çok ülkeli adam

Üstelik daha kalkma saati gelmeden trenlerin.

Sokağa dökülüyorsam dikkat! bu da doğrudur oldukça

Bir kanunu vardır belki, ya su içmişimdir ya da yıkamışımdır yüzümü

Olmıyacak şey mi niye bakmayayım denizlere

En akıllı tarafımdır balıkla deniz tutmak.

Bir cümle tuhafsa dikkat! pek tuhaftır insanın tırnak çıkardığı

Sonra da boyadığı, ne demeli sonra da kestiği

Korkum yok ben güpegündüz rakılar boğazlıyorum

Gözlerimi batırıyorum ıstakozlara

Oh ne güzel şişenin de bir anlamı oluyor böylece

Kim konuşuyor ben konuşmuyorum.

 

Bir gün çok yürürseniz dikkat! sinekler şehirde kalıyor

Bütün taşıtlar paslanıyor ayrıca

Pencereli yıldız, misafirli oda, bol bol öttürüyorsunuz onları

Çünkü kırlara çıkıyorsunuz, şemsiyenizi bırakın ayıp

Bana parmağınızdaki çiçekleri gösterin.

 

Bir yere kapanıyorsanız dikkat! yanınızda olsun elleriniz

Kim ne der bakındı işte durmadan ellerinize

Dünyayı dolaşan damarlar içinde

En kemikli taraflarıyla zencileri döversiniz

En kirli yerleriyle çat kapı fakir mahalleleri

Ayıptır yani insan elini temiz tutmalı biraz.

Bir gün ölümü beğenmeyecekseniz dikkat! ölmeyin kolayla

Kadınlara sarkıntılık edin, hoşa giden bardaklar satın alın

Ya da bir aptalın yalnızlığını seçin, çicçk sulamakla olsun bu

Tıkır da tıkır işleyen apartmanlar vardır ya, sakın ha

Ya da her sabah

Göğe bir yüz metre kollarınızla.

Kısa Uzun Edip Cansever Şiirleri

Beyaz Atlar Sulara 

Benim yüzümde her şeyler var

Üç dilim ekmek bunlardan biri

Annem bir taşa oturmuş bunlardan biri

Sur dışlarında hafif bir eskici olur

Olur ya bir kendil olur biraz da elleri

İnsan yalnız mı buna bir çare düşünmeli.

 

Dün biraz ağlamıştım bunlardan biridir şimdi

Çok gülünç bir şekilde kahveye giriyorum

Sorsam ya kapıdayken gözyaşı girilir mi

Girilmez, girilmez, bunu her mahmut biraz anlatır

Korkuyla anlatır, yüzünü baygın tutar anlatır

Kahveci, seni sevmiyorum bunlardan biri.

 

Bir deniz yandı gene, yansın ne çıkar sanki

İşte horoz öttü yüzümün yarısında

Yüzümde bir horoz var dünyanın biri

Seni sevmek neden mi, acı ve güzel

Geldikçe geliyorlar ellerinin elleri

Odalar! çıplak masalar! buna bir çare düşünmeli.

 

Bu da bir şarap olmalı şimdi boşluğu dolduracak

İçince bir korsan ağzıyla içmeli

Eskidir, yorgundur, akyıptır diye yüzler

Bir sinek sinek mi vurunca öldürmeli

Ve sinek oldu muydu hafif bir uzaklık olur

Olur ya, hem biraz dargındır hem biraz evli

İnsan sevdi miydi buna bir çare düşünmeli.

 

Ben Ruhi Bey Nasılım-I 

Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda
Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi
Büyük bahçelerin küçük içinde
Saksılardan birinde
Gördüm de
Uyurken uyandırılmış gibi
Beni bir sardunya büyüttü belki.

O ben ki
Bir kadında bir çocuk hayaleti mi
Bir çocukta bir kadın hayaleti mi
Yalnızca bir hayalet mi yoksa.

Ne peki
Yere dökülen bir un sessizliği mi
Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
İşini bitirmiş bir org tamircisinin
Tuşlardan birine dokunacakkenki
Dikkati ve tedirginliği mi.

Bekler mi beni
Her yanı, ama her yanı çocuklar gibi gülümseyen
Bir sürü yaz gününün içinde
Acaba bekler mi beni
Uykularım, o sonsuz uykularım
Yanmış bir limonluktaki
– Ve limonlar ki her gün bir yaprak ayininde
Sesini hiç eksiltmeyen –
Ama bilmez miyim ben
Bilmez miyim hiç
Böyle sığ hayallerle oyalanmak yerine
Kısacık bir zaman olmalıydı elimde
Turfanda meyva gibi bir zaman
Yollar yollar kateden tadı ve ekşiliği
Geçerek erguvanların dönemecinden
Leylakların dörtyol ağzından
Yapıştırıncaya dek beni dudaklarına
Acının dudaklarına ve geçmişin
Bir yaban gülü yaprağı gibi beni
Ama ne gezer.

Korkmuyorum artık solmaktan
Solmaktan ve solgunluktan
Gelmişim nerelerden böyle
Kurumuş bir dere yatağı gibi
Ya da pek kurumamış da
Baygın, hasta ya da cançekişen
Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında
Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini
Yorgun düşerek taşımaktan
Ve ne çıkar ayırmasam kendimi
Suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.

Koylardan
Kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da
Eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan
Ayırmasam kendimi
Diyorum ayırmasam
Köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-
İçindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri
Cepleri yüreği cepleri
Ayırmasam da ben
Kim görürdü o yolcuyu, yani kim fark ederdi beni
Sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan
Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan
Bu kımıltısız gövde
Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi

Boşversene 

Boşversene sen niye beklemeli
Sıktı artık bu kent beni
Çekip gitmeliyim hiç düşünmeden
Bulmalıyım aradığım o yeri
Şiirmiş, bilgelikmiş, her neyse
Ne varsa benden kalsın geride
Kalsın o yalanlar, o yalan ilişkiler de
Ve ölümler ki sevdanın ikiz doğurduğu
Yetsin, taşımak istemiyorum hiçbirini yedeğimde
Nerdesin ey benim her gün yeniden doğan oğlum
Sevginin çoğul oğlu
Senin ülkende yalnız bütün özlemler
Bilirim yalnız orda, içtenlik, erinç, çoşku
Bayrağında bir tek çiçekli dalla
Orda uçsuz bucaksız
Olanca görkemiyle bir erguvan imparatorluğu

Öğrendim öğrenmesine, mutsuzluk da bir kelimedir
Tanımadığım kentler, yüzler, hiç mi hiç tanımadığım
Oteller, genelevler, nar ağaçları
Dar sokaklar, eğri büğrü kaldırımlar
Satın alamadığım bir örtüye çeviren yalnızlığı
Ve bir yağmur öncesinde belli belirsiz
Üç beş çocuğun birbirini çağırdığı
Sopasını düşürdüğü bir dilencinin
Unutup gittiği sonra ses çıkarmadan
Anlaşılmaz mırıltılarla yokuş aşağı
Yokuş aşağı, yokuş aşağı!
İner gibi ben de
Örgüsünden başını kaldıran bir kadının
Gözlerinde
Nasıl binlerce rengin içinden sıyrılırsa dünya
Bulacağım elbette aradığım o yeri
Yıllar yılı tuttuğum aklımda
Hani salkımlar içinde bir ev vardı
Eski gemici feneri asılıydı kapısında
Duvarlarında uçan balıkların kurutulduğu
Yıkılmışsa ne yaparım bilmem ki
Eksilmiş gibi ağzımda bir dişim
Yerini dilimle oynaya oynaya
Dalar çıkarım elbet bambaşka sokaklara.

Geçerim kurduğum hayallerin altından
Bir gökkuşağının altından geçer gibi
Budakları kalın ellerimi andıran
Asmaların yanıbaşından
Yüzümde bir garajın tutulmaz akşamıyla
O geçimsiz akşamla
Ve mutlaka kayalardan doğmuş olan
Göğün mavi yapamadığı bir şahin
Başımın üstünde tek başına.

Kırmızı dallar, göğe uzanan çitler
Yıldızları birbirinden ayıran
Bilmez olur muyum hiç, mutluluk da bir gelişmedir
Yaşarken olsun, ölümle olsun, sonu ayrılığa varan
Ey günbatımı! benden duymuş olma bu yakınmayı
Bir gül bana kendini kopardı verdi
Daha dün akşam, daha dün akşam.

Yürek bir kez görür, sonra hep gözler görür
Ben onu yüreğimle görmüştüm anlaşılan

 Anlamlı Edip Cansever Sözleri

Çiçekleri Sulasan 

çiçekler sulasan, kurumuş yaprakları kessen
sözgelimi tırnaklarını yemesen
akşamları erken yatsan iyi olur.

iyi olur elbet
yani şu süsenler, kır menekşeleri yok mu
ne desem
denizin bir tenhalıkla uyumu
kayboldu
kış çoktan unutuldu da ondan. bir akşam
bir manav bütün hüznüyle konuştu
salatalara vuran bir ışığın altında
sanki Ortaköy’de yarısı yanmış bir kışla
gene böyle bir sonuçtu
kış unutuldu kardeşim. artık
hiçbir ayak sesi birbirine benzemez.

Bingöl’le İstanbul arası
otobüsle kaç saat
yani İstanbul’la Bingöl arası
kaç saat otobüsle
kimine göre günlerce
kimine göre birkaç saniyedir
çünkü özlemler çeşit çeşit
özlemler ki binlerce
ah sevdadır ancak onları birleştirir
Sündikan dağlarından aşağı
Isparta biraz gülümser
Isparta’nın ortası denizli çarşı
balıklar cansız yüzer
ey ülkesiz özlem, sen şimdi biraz dur
bir kadın neden olmayasın ya da yitik bir erkek
ah evet
size de sormak gerek
ey uçurumlar, köprüler
kış neden unutuldu

 

Çember II

Bir kadın evine girer ellerimden
Bir adam tıraşı uzar ellerimden
Şöyle bir dururum, bunu hepiniz yaparsınız
Daha çok görünmek için yaparsınız bunu
Ve biliyorsunuz ki bu yüzden
Bir köpek bulanıklığa uğradı
Karanlığa yazıldı bir dülger
Biriyse “hişt” diyerek yanındakine
Kolunu dürter
Evet, bakalım insan nereye gidecek
Ben omuzlarımı alıp sıkıntıya giderim
Bir asker kışlaya döner
Sonra çok olağan bir şeymiş gibi
Yerine yer koyarak biraz
Bir şehir kendine ilerler
Böylece
Ama böylece
Gittikçe daraltır bizi o siyah
O büyük milyonerli çember.

 

Dirlik Düzenlik

Bir hoş oldum ele güne karşı
Herkeslerden utandım
Bir yanım insanlı kahve
Dünyalar dolusuydu bir yanım

Ah beyler söylemesi güç
İşim bitince kahvelik olurum
Bana cezveler tutulunca
Bir yanlara çevrilidir başım

İşte bu yüzden arayı bozdum
Dünyalar gözükmedi
Nelere dadandım o yüzden
Mehtaba alıştım pisi pisine

Yollar benimmiş gibilerden
Durmaklı yürümekli bir gece
Kahvenin etrafında şiirler uçuşur
Herkes bir şeyler bırakır çarşıların içine

Alıştım bir kere işim iş
Köşe bucak alaca duman
En azından bir gökyüzü
Çarşıyı görmeden edemem

Kahveci kahveye uzanır şurda
Akşamı bitiren yanıma gelir
Bir de utanmak olmasa
Dünyayı seviyorum demektir

İçime siner mahallenin kokusu
Gökyüzü karışıksa kuşların işi
Ya içim içime sığmıyorsa
Ne denir kötüdür insanların gidişi

Sonra benim bir kötü huyum daha
Anlatmak istemem kendimi
Uzaklarda çorbalar pişer
Şu benim yalnızlığıma karşı

Ah beyler söylenir mi hiç
Az buçuk işim iştir
Bana cezveler tutulunca
Gökyüzü bir daha değişir

Aaaa 

Bir Süleyman gördüm hiçbir yanı kımıldamıyor
Oturmuş bir iskemleye
Pek de oturmuşluğu yok iskemle ayaksız
O nasıl şey, bu adam soyut mu ne
Baksan bir ilgisi var elleriyle
Uzamış uzamış uzamış doğrusu elleri
Sevmeye domuzlanıyor gittikçe
Konuştum konuşmuyor
Dürttüm dürtülmüyor
Kızdım, bir bıçak salladım karnına
Aaaa!
Yok yahu bana mısın demiyor

Şaşırdım, yokladım kendimi iyice
Bir çağ mı değiştik sabah sabah ne
Artık ölüm insanlardan olmuyor.

Ey

Bu böyle kimin gittiği? Sen dur ey!
Belki de ellerimiz mi? biraz ince, biraz da çok kelimeli!
Bu sanki niye durduğumuz mu? açıkken sevişme bölgeleri
Ay, pencere, göz! Siz git ey!

Kimbilir neyi saldığımız bu da, yalnızlığımız gel
Yırtıcı kuşları mı gözlerimizin, onlar mı bu sürüylen
Yoksa onlar mı işte seninle sevişme biçiminde
Oysa sevgimiz yerde, kara sevda sen uç ey!

Sen usul, ben yavaş, kime yaraşır bu sessizlik
Kim biner bu gemiye insandan kıyılar yapılırken
Yetmez mi dalgası vursundu azıcık gözlerimize
Gözlerini gözlerime, siz bak ey!

Şu sen de olmasan insan çıldıracak mı
Hiç yoktan bir yerlere mi gidecek belki
Olsun neresi olursa, git karanlık ama git
Gecemizde duranı sen kal ey!

Benim bu çok elli, bu çok gözlü delişmen
Çok bildim sana yaraşır olmayı günlerce
Şunu sevdim, şuna özendim, şununla yetindim sonunda
Ben miyim şimdi nerede, ben çok ey!

 

Önerilen İçerikler:

En Güzel Anlamlı Oruç Aruoba Şiirleri

En İyi Orhan Veli Kanık Şiirleri ve Sözleri

Şunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.