Edebiyat Nedir Kısaca Tanımı, Anlamı, Açıklaması, Özellikleri

Edebiyat Nedir Kısaca Tanımı, Anlamı, Açıklaması, Özellikleri, Önemi, Jean Paul Sartre Edebiyat Nedir Sözleri Alıntıları, Edebiyat Toplum Tarih İlişkisi, Edebiyat Ne Demek, En Güzel Anlamlı Edebiyatın Amacı Nedir Açıklamaları

Edebiyat Nedir Kısaca Tanımı, Anlamı, Açıklaması, Özellikleri, Önemi, Jean Paul Sartre Edebiyat Nedir Sözleri Alıntıları, Edebiyat Toplum Tarih İlişkisi, Edebiyat Ne Demek, En Güzel Anlamlı Edebiyatın Amacı Nedir Açıklamaları hakkında önemli bilgiler yer almaktadır. (Edebiyat Nedir Kısaca Tanımı, Anlamı, Açıklaması, Özellikleri) konusundaki gelişmeler öğrenciler ve edebiyat severlerce ilgiyle takip ediliyor. (Edebiyat Toplum İlişkisi) meselesinde zihinlerdeki soruları cevapladık. Ayrıca (Edebiyat Tarih İlişkisi) üzerinde de açılayıcı alıntılar paylaştık. (Edebiyatın Önemi Nedir) sorusu yüzyıllardır tartışılıyor. İşte Edebiyat Nedir Kısaca Tanımı, Anlamı, Açıklaması, Özellikleri, Önemi hakkında  Sena Paul Sartre’ın Edebiyat Nedir kitabından alıntılarla açıklamalar: 

Edebiyat Nedir Kısaca Tanımı, Anlamı, Açıklaması, Özellikleri,

Edebiyat Nedir, Edebiyatın Tanımı TDK’da verilen anlamları:

1.Olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı, yazın, gökçe yazın.

2.Bir bilim kolunun türlü konuları üzerine yazılmış yazı ve eserlerin hepsi, literatür:

3.İçten olmayan, gereksiz, yapmacık, boş sözler. (mecaz anlamı)

Edebiyat Nedir Kısaca Tanımı, Anlamı, Açıklaması, Özellikleri

Jean Paul Sartre Edebiyat Nedir Sözleri ve Alıntıları

Şiddet, okuma yazma bilmez.

Sanat yalnızca öteki için ve öteki aracılığıyla var olabilir.

Büyük yazarlar yıkmak, kurmak, göstermek istemişlerdir.

Beklemenin, geleceğin, bilmezliğin bulunmadığı yerde nesnellik olamaz.

Çünkü adlandırmak demek göstermek, göstermek de değiştirmek demektir.

İnsan, kaçınılmaz bir neden olmadıkça, ruhunu öyle herkesin önüne sermez.

Susmak dilsizleşmek değil, konuşmaktan kaçınmaktır, yani gene bir tür konuşmadır.

Ne olursa olsun, edebiyat sizi savaşa sürükler; yazmak bir biçimde özgürlüğü istemektir.

İnsan, bazı şeyler söylemeyi seçtiği için değil, onları belli bir biçimde söylemeyi seçtiği için yazardır.

Yazmayı düşünen bütün gençlere şu ilke sorusunu sormaz mıyız hep: ‘Söylenecek
bir şeyiniz var mı?

Her sözcük bir aşkınlık yoludur, duygulanımlarımızı alevlendirir, adlandırır, düşsel bir kişiye yükler…

Yazar konuşan bir kişidir: O gösterir, kanıtlar, buyurur, reddeder, çağırır, yalvarır, söver, inandırır, aşılar.

Sanatçı için renk, demet, çorba kasesine çarpan kaşığın tınlaması en yüksek dere­ceye ulaşmış birer şeydir.

Yazmak nedir? Neden yazılır? Kimin için? Aslında, daha önce kimse bu soruları sormamış gibi görünüyor.

Yaşamı bir edebiyat uğruna kurban etmek yerine, edebiyatı herhangi bir yaşam ifadesine dönüştürmeye yönelik bir çaba.

Edebiyat Nedir Tanımı, Anlamı, Özellikleri,

Edebiyat Toplum İlişkisi Nedir?

Yazınsal nesnede okuyucunun öznelliğinden başka bir şey yoktur. Raskolnikov’un bekleyişi, ona ödünç verdiğim, kendi bekleyişimdir…

Düzyazı yazarı duygularını ortaya döktükçe açıklar, aydınlatır; ozansa, tersine, tutkularını şiirine dökse bile, artık onları tanımaz olur.

Yazarınsa işi gücü anlamlarladır. Öte yandan, bir ayrım yapmak gerekir: İmler imparatorluğu düzyazıdır; şiir resmin, yontunun, müziğin yanında durur.

Kendi özgürlüğümüzü hissettiğimiz oranda başkasının özgürlüğüne saygı duyarız; başkası bizden ne kadar çok şey beklerse, biz de başkasından o kadar çok şey bekleriz.

Kafka’ya öykünülmez, yazdıkları başka bir şeye dönüştürülmez; onun kitaplarından değerli, yüreklendirici şeyleri alıp, başka yerlerde aramak gerekiyordu.

Okuma, bir yığın varsayımdan, birbirini izleyen düşlerle uyanışlardan, umutlardan ve umut kırıklıklarından oluşur; okuyucular hep okudukları cümlenin içerisindedirler.

Güzel nesne ancak duygularla yaratılır; eğer dokunaklıysa, bu ancak bizim gözyaşlarımızda ortaya çıkar; gülünçse, bunu ancak bizim gülüşümüz kanıtlayacaktır.

Gerek bizde, gerek bütün dünyada değişen yalnızca biçim değil, aynı zamanda özdür; ve renkler ile sesler üzerinde çalışmak başkadır, derdini sözcüklerle dile getirmek başka.

Aslına bakarsak, edebiyatı bir özgürlük olarak görmek, harcamanın yerine armağanı koymak, büyüklerimizin eski aristokratik yalanlarından vazgeçip tüm yapıtlarımızla insan topluluğunun bütününe demokratik bir çağrı yapmak yetmez; Bir de kimin bizi okuduğunu ve şu an geçerli olan durumun ‘somut evrensellik’ için yazma arzumuzu bir ütopya gibi gösterip göstermediğini anlamak gerekir.

Edebiyatın Amacı Nedir?

Ufukta görünen üretim edebiyatı, onun karşı savı tüketim edebiyatını unutturmayacaktır. Ondan daha iyi olduğunu ileri sürmemelidir, belki asla ona denk olmayacaktır, kimse onun bizi varılabilecek bir noktaya vardırdığını, yazma sanatının özünü gerçeğe dönüştürmemizi sağladığını düşünemez.

Kitabı masanın üzerine bırakmakta sonuna kadar özgürsün. Ama kitabı açacak olursan, bunun sorumluluğunu da yükleniyorsun demektir. Çünkü özgürlük, onun dilediği gibi öznel işleyişinin tadı çıkarılarak yaşanmaz, özgürlük belli bir zorunluluk sonucu elde edilen yaratıcı bir eylemdir. Bu saltık amaç, değer dediğimiz şeydir. Sanat yapıtı bir çağrı olduğu için bir değerdir. (Jean Paul Sartre- Edebiyat Nedir?)

Yazar kılavuzluk edebilir size ve eğer bir gece­ konuyu anlatıyorsa, bu gecekonduyu toplumsal adaletsizliklerin simgesi yapıp öfkenizi kışkırta­bilir. Ressam dilsizdir: Size bir gecekondu sunar, hepsi bu.

Yeni yetişen bir ressam ustasına sorar: ‘Resmime ne zaman bitmiş gözüyle bakmalıyım?’ Ustanın karşılığı şöyledir: ‘Karşısına geçip de, şaşkınlıkla: “Ben mi yaptım bunu” dediğin zaman.’

Sözcükler kale­min ucunda biçimlendiğinde yazar da onları gö­rür elbet, ama okuyucu gibi görmez, çünkü yazmadan önce tanımaktadır onları..

Okuma, özgür bir düştür. Öyle ki, bu düşsel inanca dayanarak oynanan bütün bu duygular, özgürlüğümün özel dalgalanmaları gibidirler, onlar, bu özgürlüğü özümlemek ya da gizlemek şöyle dursun, tam tersine, özgürlüğümün kendi kendisini keşfedebilmek üzere seçtiği yollardır.

Yazar, yazma zahmetine katlanışıyla okuyucularının özgürlüğü­nü; okuyucu da, daha kitabı açtığı an yazarın öz­gürlüğünü tanıdığına göre, sanat yapıtı hangi yön­den bakılırsa bakılsın, insanların özgürlüğüne gü­venme işidir.

Yazar, beyaz kâğıt önüne oturduğunda düşle rinin yaşantı biçimine dönüştüğünü görmektedir, o artık kendi adına değil, anlatılan durumlara ta nıklık etmiş olgun, durmuş oturmuş bir adamın ağzından yazmaktadır.

Demek ki sınıfsız, diktatörsüz ve duruklaşmamış bir toplumda, yazın kendi bilincine varacaktır:

Edebiyat Tarih İlişkisi Nedir?

Yazar, yazma zahmetine katlanışıyla okuyucularının özgürlüğünü; okuyucu da daha kitabı açtığı an yazarın özgürlüğünü tanıdığına göre, sanat yapıtı hangi yönden bakılırsa bakılsın, insanların özgürlüğüne güvenme işidir.

Düzyazı yazarı duygularını ortaya döktükçe açıklar, aydınlatır; ozansa, tersine, tutkularını şiirine dökse bile, artık onları tanımaz olur: Sözcükler bu tutkuları alır, onların özüne girer ve değiştirir onları: Sözcükler artık, ozan için bile, bu tutkuları imlemez, anlatmazlar. Duygulanım eşyalaşmıştır, eşyanın donukluğuna, geçirimsizliğine kavuşmuştur artık; içine kapatıldığı sözcüklerin çift-anlamlı özelliklerini alıp bulanıklaşmıştır.

Hangi amaç uğruna yazı yazıyorsun? Ne gibi bir işe giriştin ve neden bu iş yazmayı gerektiriyor? Ve bu girişim, hiçbir zaman, salt seyretme ereğini güdemeyecektir. Çünkü sezgi sessizliktir ve dilin amacı insanlar arasında anlaşmayı sağlamaktır. Hiç kuşkusuz dil sezginin sonuçlarını da saptayabilir, ama o zaman kâğıt üzerine bir çırpıda çiziktirilmiş birkaç sözcük yeterli olacaktır: Yazar her zaman kendini yeterince bulacaktır orada. Eğer sözcükler açıklık kaygısı güdülerek cümle haline getirilmişse, işin içine sezginin, hatta dilin ötesinde bir kararın karışmış olması gerekir: elde edilmiş sonuçları başkalarına aktarma kararı.

Yazar toplumun bilincini rahatsız eder; bu yüzden de bozmak istediği dengeyi korumaya çalışan güçlerle sürekli bir çatışma halindedir.

İnsan köleler için yazmaz. Düzyazı sanatı, düzyazının anlam taşıdığı biricik yönetim biçimi olan demokrasi ile bağdaşır ancak. Biri tehlikedeyse, öteki de öyledir. Ve o zaman onları kalemle savunmak yetmez. Bir gün gelir, kalem durmak zorunda kalır; o zaman yazarın kalemi bırakıp silaha sarılması gerekir. Böylece, hangi yoldan gelmiş olursanız olun, savunduğunuz görüşler ne olursa olsun, yazın sizi kavganın ortasına atıverir; yazmak, özgürlük istemenin bir biçimidir; bir kez yazmaya başladınız mı ister istemez bağlanmışsınızdır.

Edebiyatın Özellikleri Nelerdir?

Neye bağlanmışızdır, diye sorulabilir. Özgürlüğü korumaya, demek, kolay bir karşılık olur. Tıpkı Julien Benda’nın rahibi gibi, döneklikten önce, düşünsel bir takım değerlerin bekçiliğini mi yapmalı; yoksa siyasal ve toplumsal kavgalara katılarak somut ve günlük özgürlüğü mü korumalı?
Bu soru, çok basit gibi gözüken, ama hiçbir zaman aklımıza getirmediğimiz bir başka soruya bağlıdır:
“Kimin için yazıyoruz?”

Sözcükler saydam olduğuna ve bakış onların içinden geçip gittiğine göre, onların arasına buzlu camlar dikmek pek saçma bir şey olurdu. Güzellik burada tatlı ve belli belirsiz bir güçten başka bir şey değildir. Güzellik bir resimde ilk göze çarpan şeydir, bir kitapta ise saklıdır, bir sesteki ya da bir yüzdeki sevimlilik gibi inandırma yoluyla etki eder, zorlamaz, sezdirmeden kabul ettirir kendini ve insan kanıtlara boyun eğdiğini sanır, oysa göremediği bir çekiciliğe kapılmıştır.

Demek ki insanın kendisi için yazması diye bir şey yoktur: Böyle bir şey tam bir bozgun olurdu; insan duygulanımlarını kâğıt üstüne dökmekle onlara güçlükle cansız bir uzantı sağlayabilir belki. Yaratıcı edim, bir yapıtın ortaya çıkışındaki eksik ve soyut bir andan başka bir şey değildir; eğer yazar tek başına yaşasaydı, istediği kadar yazsın, yapıt hiçbir zaman bir nesne gibi ortaya çıkmayacak ve yazarın ya kalemi bırakması ya da umutsuzluğa kapılması gerekecekti. Ama yazma işleminin karşısında diyalektik bir bağlaşık terim, yani okuma işlemi vardır ve birbirine bağlı bu iki edim iki ayrı edimci gerektirir. Zihnin ürünü olan bu somut ve imgesel nesneyi yazarla okuyucunun birleşik çabası ortaya çıkaracaktır. Sanat ancak başkası için ve onun aracılığıyla vardır.

Jean Paul Sartre Sözleri

Sözcükler, duygularımızı kışkırtmak ve sonra onları bize doğru yansıtmak üzere kurulmuş birer tuzak gibi oradadırlar; her sözcük bir aşkınlık yoludur, duygulanımlarımızı alevlendirir, adlandırır, düşsel bir kişiye yükler, bu kişi de onları bizim yerimize yaşar ve onun bu ödünç alınmış tutkulardan başka bir özü yoktur; sözcük bu tutkulara birer amaç, birer görünge, bir ufuk kazandırır. Böylece, okuyucu için, her şey yapılmayı beklemektedir ve her şey daha önce yapılmıştır; yapıt ancak onun yetenekleri ölçüsünde vardır; okuduğu ve yarattığı sırada, her an okumayı daha ileri götürebileceğini, daha derinliğine yaratabileceğini bilir; ve bu yüzden de yapıt ona nesneler gibi tükenmek bilmez ve katı gözükür.

Sözün kısası, okuma kılavuzlu bir yaratıştır. Gerçekten de bir bakıma, yazınsal nesnede okuyucunun öznelliğinden başka bir öz yoktur: Raskolnikov’un bekleyişi, ona ödünç verdiğim, kendi bekleyişimdir; okuyucunun bu sabırsızlığı olmasa, ortada cılız imlerden başka bir şey kalmayacaktır. Sorgu yargıcına duyduğu nefret, benim imler tarafından kışkırtılan, elde edilen nefretimdir ve sorgu yargıcının kendisi bile, Raskolnikov aracılığıyla ona duyduğum nefret olmadan var olamayacaktır; bu nefrettir ona can veren, etidir bu onun.

Ama öte yandan sözcükler, duygularımızı kışkırtmak ve sonra onları bize doğru yansıtmak üzere kurulmuş birer tuzak gibi oradadırlar; her sözcük bir aşkınlık yoludur, duygulanımlarımızı alevlendirir, adlandırır, düşsel bir kişiye yükler, bu kişi de onları bizim yerimize yaşar ve onun bu ödünç alınmış tutkulardan başka bir özü yoktur; sözcük bu tutkulara birer amaç, birer görünge, bir ufuk kazandırır. Böylece, okuyucu için, her şey yapılmayı beklemektedir ve her şey daha önce yapılmıştır; yapıt ancak onun yetenekleri ölçüsünde vardır; okuduğu ve yarattığı sırada, her an okumayı daha ileri götürebileceğini, daha derinliğine yaratabileceğini bilir; ve bu yüzden de yapıt ona nesneler gibi tükenmek bilmez ve katı gözükür.

Not: Bu sayfadaki açıklamalar Jean Paul Sartre’ın Edebiyat Nedir? adlı kitabından alıntılardan oluşmaktadır.

Önerilen İçerik: Ömer Seyfettin’in Hayatı ve Eserleri Nelerdir?

Bunlarda Hoşunuza Gidebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.